GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 44,6429 ₺ 🇪🇺EUR: 51,5464 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.229,21 ₺ BTC: 3.059.950 ₺ 🇺🇸USD: 44,6429 ₺ 🇪🇺EUR: 51,5464 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.229,21 ₺ BTC: 3.059.950 ₺ 🇺🇸USD: 44,6429 ₺ 🇪🇺EUR: 51,5464 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.229,21 ₺ BTC: 3.059.950 ₺
07 Nisan 2026 - 21:42

info@turkglobalmedia.com

Doğayı Değil, Aklımızın Doğallığını Kaybettik

Doğayı Değil, Aklımızın Doğallığını Kaybettik

Köşe Yazıları
07.04.2026 10:49
TGM Haber Merkezi

Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Yiğit UYANIKGİL, Doğa ve insan arasındaki ilişkiyi ve yaşanan çatışmalı süreçleri TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar...

Bu haberi paylaş:

İnsanlık, belki de en büyük hatasını aklına fazla güvenerek yaptı. Kendini doğanın bir parçası olmaktan çıkarıp, onun sahibi ilan etti. 

Oysa sahip olduğunu sandığı şey, aslında içinde yaşadığı tek evdi.

Bugün bu ev yanıyor.
Ve biz hâlâ yangını, kalorifer ayarıyla çözmeye çalışıyoruz.

iklim krizi denen şey, teknik bir arıza değil. Bu bir sistem hatası da değil. Bu, insanın kendini yanlış konumlandırmasının kaçınılmaz sonucu. Dünyayı bir yuva olarak görmekten vazgeçip onu bir mülk gibi parçalara ayırdığımız gün, sadece doğayı değil, kendi geleceğimizi de ipotek altına aldık.

Bu yüzden mesele karbon değil, karakter meselesidir.
Mesele teknoloji değil, zihniyet meselesidir.

İnsan Merkezli Körlük

İnsan, kendini merkeze koyduğu anda gerçeği kaybeder. Çünkü merkezde olmak, ölçü olmaktır. Ve biz, her şeyi kendimize göre ölçmeye başladık.

Bir tür yok olduğunda “ekosistem zarar görüyor” diyoruz—çünkü bize etkisi var.
Bir nehir kuruduğunda “su krizi kapıda” diyoruz—çünkü bize lazım.

Doğaya verdiğimiz değerin ölçütü hâlâ biziz.

Oysa asıl körlük burada başlıyor:
Doğanın bize ihtiyacı yok. Ama bizim doğaya ihtiyacımız var.

Yine de içimizde sessizce çalışan o denklem değişmiyor:
Benim konforum, dünyanın dengesinden daha önemli.

Ve bu denklem, uygarlığın en sofistike görünen ama en ilkel refleksidir.

Artık kimse “dünyayı yok edelim” demiyor.
Ama herkes, küçük küçük katkılarla bu yok oluşa ortak oluyor.

Bir şirket, “rekabet” adına doğayı tüketiyor.
Bir insan, “rahatlık” adına fazlasını harcıyor.
Ve herkes aynı cümleye sığınıyor:
“Benim yaptığım neyi değiştirir ki?”

İşte felaket tam burada başlıyor.

Çünkü hiçbir çöküş, büyük kararlarla başlamaz.
Çöküşler, küçük ihmallerin birikmesiyle oluşur.

Bugün okyanuslarda yüzen plastik adalar varsa, bu tek bir hatanın sonucu değil. Bu, milyarlarca insanın aynı anda sorumluluktan kaçması nedenlidir.

İnsanlık tarihte hiç bu kadar güçlü olmadı.
Ve belki de hiç bu kadar sorumsuz.

Doğayı Nesneleştirmek

Bir şeyi nasıl adlandırırsanız, ona öyle davranırsınız.

Orman dediğinizde bir yaşam alanı görürsünüz.
“Kaynak” dediğinizde ise kesilecek bir stok.

Nehir dediğinizde bir canlılık akışı hissedersiniz.
“Enerji hattı” dediğinizde ise yönlendirilecek bir araç.

Biz doğayı kelimelerle öldürmeye başladık, makinelerle değil.

Çünkü önce anlamını boşalttık, sonra varlığını.

Ama şu sorudan kaçamayız:
Bir organizma, kendi dokularını yok ederek yaşayabilir mi?

İnsan doğayı yok etmiyor.
İnsan, kendi yaşam koşullarını yok ediyor.

Bu bir çevre sorunu değil.
Bu, insanlığın kendi kendine açtığı bir varoluş krizidir.

Kibir Ayak İzimiz

Bugün herkes çözüm arıyor. Daha temiz enerji, daha verimli teknolojiler, daha sürdürülebilir sistemler…

Bunların hepsi gerekli. Ama hiçbiri yeterli değil.

Çünkü biz hâlâ aynı kibirle hareket ediyoruz:
“Kontrol edebiliriz.”
“Yönetebiliriz.”
“Çözeriz.”

Oysa doğa, çözülmesi gereken bir problem değil.
Uyum sağlanması gereken bir bütündür.

Belki de ilk kez şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Biz bu gezegenin sahibi değiliz. Misafiriyiz.

Ve iyi bir misafir, evi yeniden dekore etmeye kalkmaz.
Önce kurallarını öğrenir.

Bugün insanlık iki seçenekle karşı karşıya:
Ya kibir ayak izimizi küçülteceğiz,
ya da bu gezegende bıraktığımız son iz, yok oluşumuz olacak.

Doğa bize küsmedi. Doğa, sadece kendi yasalarına göre işlemeye devam ediyor.
Ama biz, o yasaları görmezden gelerek kendimizi yavaş yavaş bu denklemin dışında bırakıyoruz.

Doğa affetmez.
Çünkü doğa yargılamaz.

Sadece dengeler.

 

Prof. Dr. Yiğit UYANIKGİL

Yayınlanma: 07.04.2026 10:49
Ana Sayfaya Dön