Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yarattığı temel tehdit, öngörülemez kişisel davranışları ya da sert üslubu değil, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurumsal ve normatif gücünü bilinçli biçimde aşındırmasıdır.
Donald Trump’ın Davos’ta yaptığı son konuşma, kısa süreli bir tırmanışın yatışması gibi görülse de onun uzun vadeli hedeflerinin Avrupa güvenliği ve uluslararası düzen için ciddi tehlikeler barındırdığını ortaya koyuyor.
Asıl tehlike, Trump’ın tekil kararlarından ziyade, ABD’nin onlarca yıldır inşa ettiği uluslararası düzenin taşıyıcı kolonlarını zayıflatmasıdır.
ABD Başkanı Trump, görünürde Grönland üzerinde “hak, unvan ve mülkiyet” iddiasında bulunurken, uygulamaya yönelik sert tehditlerin çoğunu geri çekti: tarifelerden vazgeçti ve güç kullanımını açıkça reddetti.
Bu, birçok müttefik için geçici bir rahatlama yarattı. Ancak bu yalnızca taktiksel bir geri çekilme olabilir.
Trump’ın Grönland ısrarı uzun süredir devam ediyor. Arktik’in stratejik önemi konusunda yaptığı vurgu, bu bölgenin gelecekte büyük güçler arasında daha yoğun bir rekabete sahne olacağını gösteriyor.
Trump konuşmasında Avrupa’yı NATO’ya yeterince katkı sağlamamakla suçladı ve ABD’nin güvenlik yükünü tek başına üstlendiğini iddia etti — bu, ittifakın tarihsel ortaklık perspektifiyle çelişiyor.
Trump’ın savunma argümanına göre, ABD’ye ait üslerin kontrolü başka güçlerin saldırı hevesini kırabilir. Bu yorumlar uluslararası hukukun sınırlarına yaklaşsa da Trump, NATO’nun 5. maddesi kapsamında zaten mevcut olan korumayı yeterli görmüyor.
The Economist, bu konudaki haberinde Putin'in Ayı üstündeki pozuna atıfla görsel uyarlama ile Trump için güç gösterisini tanımlarken, değişen paradigmalara ve dünya düzenine de göndermede bulunuyor. Güç ve tehdit eksenli bir yaklaşımın Avrupa’ya karşı küçümseyici bir dil içerdiğini ve uzun vadede transatlantik ittifak üzerinde derin bir güvensizlik yaratabileceğini vurguluyor.
Bu gerilimin yalnızca kısa vadeli bir tartışma olmadığını; ABD ile Avrupa arasında daha temel bir güven krizi başlattığı tezi özellikle AB çevrelerince belirtiyor. Trump’ın söylemleri, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirme ve NATO dışında alternatif güvenlik yapılarına yönelme ihtiyacını artırabilir.
The Economist, Trump’ın dünyayı iki ana güç bölgesine ayırma veya müttefikleri “sünger” olarak görmek gibi yaklaşımlarının, mevcut uluslararası düzenin temel ilkelerini zayıflatma riski taşıdığına dikkat çekiyor.
Trump’ın stratejisinin, müttefiklik karşısında bir bencillik ve tek taraflılık bakışı yansıttığı ve bunun hem Avrupa hem de Asya’daki güvenlik mimarilerini sarsabileceği görülüyor.
Donald Trump’ın yarattığı asıl tehlikenin kişisel üslubundan değil, kurumları doğrudan ele geçirmek yerine onları itibarsızlaştıran ve işlevsizleştiren bir yönetim anlayışından kaynaklandığını vurguluyor.
Hukukun araçsallaştırılması, kuralların esnetilmesi ve denge-denetleme mekanizmalarının aşınması, ABD’yi güçlü kılan öngörülebilirlik ilkesini zayıflatıyor ve ülkeyi stratejik olarak daha kırılgan hale getiriyor.
Trump’ın dış politikası, liberal uluslararası düzeni hedef alarak çok taraflı anlaşmaları ve müttefiklik ilişkilerini değersizleştiriyor.
NATO’nun maliyet unsuru olarak görülmesi, ticaret savaşları ve ekonomik zorlayıcılık politikaları, ABD’yi uzun vadeli liderlikten uzaklaştırıp kısa vadeli, baskıcı bir aktöre dönüştürüyor. Kurumsal caydırıcılığın yerini kişisel tehditler aldıkça, müttefiklerde güven kaybı, rakiplerde ise fırsat algısı oluşuyor.
İç politikada hukukun üstünlüğünün aşınması, yalnızca Amerikan demokrasisini değil, küresel ölçekte normları da zedeliyor. “America First” söylemi pratikte ABD’nin yalnızlaşmasına yol açarken, Avrupa ve diğer bölgeler kendi güvenlik ve ekonomik stratejilerini Washington’dan bağımsızlaştırma eğilimine giriyor.
Küresel siyasi konjonktürün bu bağlamda temel uyarısı, Trump’tan ziyade bu yaklaşımın normalleşmesi ve “Trumpizm”in kalıcı bir yönetişim modeline dönüşme ihtimalinin, geri dönülmesi zor bir hasar yaratabileceği yönündedir.
Gazete ayrıca Trump sonrası dünya için olası sonuçlara da işaret ediyor:
- Avrupa ve Japonya gibi orta ve büyük güçlerin daha hızlı yeniden silahlanma yoluna gidebileceği,
- Çin ve Rusya’nın bu tür çekişmelerden fayda sağlayacağı,
- Uzun vadede NATO’nun zayıflamasının müttefik ülkeler için ciddi güvenlik maliyetleri yaratacağı öngörülüyor.
Donald Trump’ın yarattığı asıl tehdit ne popülizmi ne de agresif dilidir. Tehlike, ABD’nin küresel liderliğini mümkün kılan kurumsal, hukuki ve ahlaki zeminin sistematik biçimde aşındırılmasıdır. Bu süreç, yalnızca Amerika’yı değil, kurallara dayalı uluslararası düzenin tamamını daha kırılgan, daha güvensiz ve daha istikrarsız hale getirmektedir.
Sonuç olarak, The Economist bu krizi sadece “bir diplomatik sürtüşme” olarak görmüyor; Trump’ın söylemlerinin uluslararası hukuka, ittifaklara ve küresel düzenin istikrarına yönelik daha derin bir meydan okuma oluşturduğunu belirtiyor.
Bu durum, Avrupa’nın yalnızca kısa vadeli pazarlıklar yerine stratejik bir uyum ve bağımsız güvenlik planlaması geliştirmesi gerektiğine dair güçlü bir uyarı olarak değerlendiriliyor.
The Economist