Fransa’da Cumhurbaşkanlığı Adayları Borç Konusunda Çatıştı
İptal mi Edilsin, Yakılsın mı?
2027 seçimlerinin önde gelen adayları ilk kez karşı karşıya geldi.
Fransa’daki tüm cumhurbaşkanı adaylarının üzerinde uzlaştığı bir konu var: Élysée Sarayı’na kim girerse girsin, mali açıdan bir kâbus devralacak. Bundan nasıl çıkılacağı ise tamamen başka bir mesele.
Borcu iptal etmek, kamu harcamalarını sert biçimde kısmak ya da Fransızları daha uzun süre çalıştırmak…
2027 seçimlerinin önde gelen adayları, Paris’te Fransız işverenler federasyonu Medef’in yıllık toplantısında yaklaşık 6 bin iş dünyası liderinin karşısında ilk kez karşı karşıya gelirken, birbirine rakip bu reçeteler perşembe günü çarpıştı.
Tribünlerinin üzerinde “Zafer en azimli olanındır” ifadesinin yazılı olduğu tenis mekânı Roland-Garros’ta, Fransa’nın maliyesi üzerindeki mücadele en sert tartışmalardan bazılarını ortaya çıkardı; ancak şimdilik ortada net bir kazanan yok.
Gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, AB ve Avro Bölgesi açısından büyük önem taşıyor. Zira Fransa’nın giderek artan borcu, bloğun ikinci büyük ekonomisinin mali güvenilirliğini sınamaya devam ediyor.
OECD, haziran ayında daha fazla önlem alınmaması hâlinde Fransa’nın kamu borcunun 2030 yılına kadar GSYH’nin yüzde 127’sine ulaşabileceği uyarısında bulundu. Borç, 2026 itibarıyla 3,5 trilyon avroyu aşmış durumda ve Fransa, İtalya’nın ardından AB’de kamu borcu en yüksek ülkelerden biri konumunda.
Mali tablo kasvetli olsa da, aşırı soldan aşırı sağa kadar uzanan adaylar, imkânlarının ötesinde yaşayan bir ülkenin sorunlarıyla nasıl başa çıkılması gerektiği konusunda birbirinden farklı teşhisler ortaya koydu.
Anketlerde yüzde 17 civarında destek gören Boyun Eğmeyen Fransa’nın aşırı solcu lideri Jean-Luc Mélenchon’a göre çözüm, Avrupa Merkez Bankası’nı, Fransız tahvillerinin büyük bir bölümüne ilişkin faiz ödemelerinden feragat etmeye ikna etmekle başlıyor. ECB ve Avro Bölgesi ülkelerinin ulusal merkez bankaları birlikte yaklaşık 600 milyar avroluk Fransız kamu borcunu — toplam borcun yaklaşık altıda birini — ellerinde tutuyor.
Aşırı solun lideri, bunun “kendimize borçlu olduğumuz bir borç” olduğunu savundu ve ortak bir yaklaşım için Güney Avrupa ülkelerinde müttefik arayacağını söyledi. Ayrıca, büyük şirketlere yönelik kurumsal yardımlara son verilmesinin de, sözlerinde belli belirsiz bir kötü niyet imasıyla, bütçe açığını ortadan kaldıracağını iddia etti.
Bu sözler, merkezci Édouard Philippe’ten bir uyarı getirdi. Emmanuel Macron’un eski başbakanı ve Horizons partisinin önde gelen adayı Philippe, Fransa’nın, yazılmasına yardımcı olduğu kuralları hiçe sayacağını Avrupalı ortaklarına söylemesi hâlinde krediye erişimini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti. Philippe’e göre bu durum, yatırımcı güvenini de zedeleyebilir ve Fransa’nın borçlanma maliyetlerini yükseltebilir.
Alkışlar eşliğinde konuşan Philippe, “Fransa sözünü tutar” dedi. “Hesaplarını düzene koyar.”
Onun reçetesi ise vergileri artırmak yerine daha fazla çalışmak. Fransa ile Almanya arasındaki emeklilik harcamaları farkına dikkat çeken Philippe, Fransızlardan daha uzun süre çalışmalarını isteme konusunda “cesaret” gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Anketlerde yaklaşık yüzde 35 destek gören ve Fransızların 60 yaşında emekli olması gerektiğini düşünen aşırı sağcı Ulusal Birlik lideri Marine Le Pen’in ise hedefinde başka konular vardı.
Aşırı sağcı lider, alkış alarak yaptığı konuşmada, “İlk fedakârlığı yapması gereken devlet olmalıdır” dedi ve göç harcamaları ile Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıyı özellikle hedef aldı.
Le Pen, Fransa’nın net katkısının 5 milyar avroyu aşmaması gerektiğini savundu ve bloğu ağır yükler getiren kısıtlamaların kaynağı olarak gösterdi.
Merkez solcu siyasetçi ve Avrupa Parlamentosu üyesi Raphaël Glucksmann ise buna sert bir karşılık verdi: “Size borç hakkında bir soru sorulduğunda cevabınız göçmenler ve Avrupa oluyor. Hayır, başka sorunlar da var.”
Glucksmann, AB bütçesine katkıda bulunmayı reddetmenin anlaşmaların ihlali anlamına geleceği uyarısında bulundu ve Fransız şirketlerinin geleceğinin Avrupa pazarına bağlı olduğunu savundu.
Yeşil aday Marine Tondelier ise iklim politikalarının bedelini bütçe denkliğini sağlamak adına kısmaya çalışmanın yanlış olduğu uyarısında bulundu. Hareketsiz kalmanın beş kat daha fazla maliyete yol açacağını savunan Tondelier, iş dünyası temsilcilerine, “Bu salondaki sigorta şirketleri bunu biliyor” dedi.
Eski başbakan ve bir diğer merkezci aday Gabriel Attal ise bir takvim sundu: Bütçe açığının 2032’ye kadar AB’nin yüzde 3’lük sınırının altına indirilmesi ve ardından 2037’ye kadar bütçenin dengelenmesi. Attal, sağlık hizmetleri, hastalık izinleri ve işsizlik sigortasında tasarruf hedeflenmesini önerdi. Ayrıca, prim ödeme sürelerine dayalı evrensel bir emeklilik sistemi ve daha geç emekli olmayı teşvik edecek mali teşvikler çağrısında bulundu.
Mali hesaplar ve emeklilik yaşı konusundaki tartışmaların ötesinde, devletin rolüne ilişkin daha derin bir görüş ayrılığı da ortaya çıktı.
Muhafazakâr eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, Fransız servetini tüketen ve işletmeleri bürokrasi içinde boğan “obur bir devleti” sert sözlerle eleştirdi. Mélenchon ise devletin yeniden güçlenmesini savundu; ekolojik planlamayı ve krediye daha kolay erişimi destekledi.
Aşırı solcu liderin karşısındaki yöneticilere bir uyarısı da vardı: Ücretleri artırın, aksi hâlde bir resesyonun sorumluluğunu üstlenin.
Bu arada Glucksmann, Fransa’nın Amerikalı milyarderlerin ve Körfez emirlerinin oyun alanına dönüşmesi ihtimalini reddetti; bunun yerine ekolojik ve teknolojik dönüşümlere yatırım yapılması çağrısında bulundu.
Euractiv