Dr. Halil İbrahim AKBAY, "Modern dünyada sağlıklı yaşamın önemli bir ölçütü olarak gösterilen gıda takviyelerini ve söz konusu içeriklerin sağlık alanındaki kuşatıcı etkisi karşısında bilimsel tabanlı analizini" TGM için kaleme aldı. Keyifli okumalar…
Modern çağın üzerimize yıktığı yükler malum; değişen iklim koşulları, sosyoekonomik dalgalanmalar, stres ve giderek artan kronik hastalıklar…
Madalyonun diğer yüzü de var ama o da pek içi açıcı değil; sabahları yataktan yorgun kalkmalar, sebebi bulunamayan kas ve eklem ağrıları, bir türlü verilemeyen o inatçı kilolar, dökülen saçlar veya aynada can sıkan sivilceler.
İşte tam bu noktada, toplum olarak iki şeye umutsuzca sarılıyoruz: Suçlayacak bir "düşman" ve bizi bir gecede kurtaracak o "mucizevi iksir".
Çünkü uykumuzu düzene sokmak, hareket etmek veya beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmek zor gelir; biz hapı yutup sabaha yenilenmiş uyanmak isteriz.
İnsan psikolojisinin bu kırılgan "kolaya kaçma" eğilimini fark eden bazı kesimler ise sağlığımızı değil ama zihnimizi mükemmel bir şekilde manipüle etmeyi başarıyorlar.
Bu manipülasyon temelde, tıkır tıkır işleyen iki ana strateji üzerinden yürütülür:
Birinci Yol: "İçindeki Şeytanı Çıkar!"
Bu senaryoda size, tüm dertlerinizin kaynağının vücudunuza girmiş gizemli bir "X" olduğu söylenir. Toksinler, ağır metaller, adını bile telaffuz edemediğimiz maddeler...
Çözüm mü? Elbette "XXX Diyeti", "XXX Detoksu", "XXX Arındırma Terapisi". Vücudunuzun milyonlarca yıllık kusursuz işleyen karaciğer ve böbrek filtrasyon sistemini yok sayıp, sizi yeşil sulara ve açlık krizlerine mahkûm eden bu arınma ritüelleri, aslında cüzdanınızı hafifletmekten başka pek bir şeyi vücuttan uzaklaştırmaz.
İkinci Yol: "Sorun Sende Olanda Değil, Olmayan da, bir şeyler eksik!"
İkinci strateji ise semptomların faturasını bir eksikliğe kesmektir. "Neden yorgunsun? Çünkü magnezyumun eksik!", "Neden saçın dökülüyor? Çünkü biyotinin yok!" Teşhis basittir.
Siz de haklı olarak eczanenin veya aktarın yolunu tutar, o meşhur magnezyumu, selenyumu, biyotini veya farklı bir bitkisel ürün ekstraktını alıp kullanmaya başlarsınız.
Ancak bir süre sonra gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaşırsınız: Hiçbir şey değişmemiştir. Yorgunluk baki, kilolar yerindedir.
Burada önemli bir nüansı hemen belirtmek gerekir: Gerçek vitamin-mineral eksiklikleri vardır ve laboratuvarla doğrulanmış, hekim kontrolünde kullanılan takviyeler hayat kurtarıcı olabilir.
Magnezyum oksit formunun emilim oranı gerçekten de çok düşüktür (yaklaşık %4); glisinat, sitrat veya treonat formları ise belirgin şekilde daha yüksek biyoyararlanıma sahiptir. Türkiye’de gıda takviyesi kullanımı son yıllarda kayda değer biçimde artmış, bazı araştırmalarda erişkinlerde %35’leri aşmıştır.
Asıl sorun bu değildir. Asıl sorun, her non-spesifik semptoma (yorgunluk, saç dökülmesi, sivilce) aceleyle “eksiksin” teşhisi konup, kanıt düzeyi düşük, fahiş fiyatlı ve “doktor markalı” ürünlerin mucize gibi pazarlanmasıdır.
İşte tam bu hayal kırıklığı anında, sahneye o çıkar: Dr. Hayati.
Dr. Hayati (nam-ı diğer Hayati Yalan), sosyal medya hesabından veya afili kliniğinden size hafif acıyarak, ama çokça bilgelik taslayarak gülümser. "Ah be kardeşim," der, "Sen gittin sıradan magnezyum aldın. O içtiğin magnezyum değil ki, tebeşir tozu! O yüzden işe yaramadı."
Peki gerçek nerede hocam? Gerçeğini nasıl bulacağız?
"Doğru yerdesin," diye fısıldar Dr. Hayati. "Benim elimdeki ürün sadece magnezyum değil; bu, 'Dr. Hayati Yalan Magnezyumu'."
Periyodik tablodaki, yaratılış açısından mucizevi ancak bir o kadar da kendi halinde münzevi bir alkali toprak metali,aniden bir süper kahramana, şahsa münhasır bir patentli iksire dönüşmüştür.
İşin en acı tarafı nedir biliyor musunuz? Satın aldığınız o fahiş fiyatlı "Dr. Hayati Yalan" etiketli ürün, eczaneden aldığınız kaliteli bir muadilinden içerik veya biyoyararlanım açısından çoğu zaman üstün değildir; hatta bazıları daha düşük kalitede olabilir.
Ancak ortada satılan şey magnezyum değildir; satılan şey "hayal"dir. Hastanın zihnindeki o suçlu arama psikolojisi öylesine usta bir illüzyonla manipüle edilmiştir ki, o janjanlı kutu sırf üzerinde "Hayati" yazdığı için prim yapar.
Peki Ne Yapmalı?
Mucize hap aramak yerine asıl "takviyelerimizi" yapalım: Düzenli ve kaliteli uyku, direnç egzersizleri, işlenmiş gıdalardan uzak, sebze-meyve ve protein açısından zengin bir beslenme, stres yönetimi…
Bunlar Dr. Hayati Yalan’ın kliniklerinden ve kasasından çok daha ucuz, yan etkisiz ve kanıtlanmış "reçetelerdir".
Laboratuvar tetkikleriyle gerçek bir eksiklik saptanırsa, hekim önerisiyle ve tercihen yüksek biyoyararlanımlı formlarla takviye almak elbette doğrudur. Ancak “her derdin çaresi bir hap” anlayışı hem cüzdanımızı hem de sağlığımızı yıpratır.
Bu noktada, kanıta dayalı ve uluslararası kabul görmüş beslenme önerilerine bakmak oldukça faydalı olacaktır:
Kanıta dayalı rehberler ve tıp-sağlık alanında en önde gelen akademik dergilerden The Lancet’te 2025’te yayımlanan EAT-Lancet Planetary Health Diet’e göre günde yaklaşık 300 gram sebze + 200 gram meyve (toplam ~500 g), bol baklagil ve tam tahıl, kuruyemiş, kırmızı et ise günde sadece 14-15 gram (haftada ~100 gram) öneriliyor.
Bu, Dünya Sağlık Örgütü’nün klasik “günde en az 400 gram sebze ve meyve” hedefini de aşıyor. Serbest şekerler konusunda ise WHO, toplam enerjinin %10’unun altında kalmayı (mümkünse %5’in altı, yani yaklaşık 25 gram/gün) tavsiye ediyor.
Bu tek başına sağlıklı yaşamı sürdürmek için çok önemli olsa da yeterli olmayabilir çünkü çeşitli hastalıklar veya bireysel yatkınlıklar nedeniyle gerçekten hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla çeşitli dozlarda düzenli tıbbi destek (vitamin, mineral vb.) alınması gerekebilir.
Özetle: Asıl “takviye” sosyal medya şifahanesinden veya aktardan değil; tabağımızdan, uykumuzdan ve hareketimizden gelmelidir. Dr. Hayati Yalan’ın janjanlı kutularına ihtiyaç duymadan, kanıta dayalı bu rehberlerle hem bireysel sağlığımızı hem de gezegeni koruyabiliriz.
Bilimsel gerçeklerin, kanıta dayalı tıp uygulamalarının ve laboratuvar verilerinin yerini, kimin daha iyi hikâye anlattığının aldığı bir çağdayız.
Görünen o ki; bizler "mucize haplar" yerine eleştirel düşünme yeteneğimizi ve sağlık okuryazarlığımızı takviye etmediğimiz sürece, Dr. Hayati Yalan’ların klinikleri de kasaları da dolup taşmaya devam edecek.
Dr. Halil İbrahim AKBAY