Prof. Dr. Cem GÜZELOĞLU, "İnsanın kendi içindeki çok değişkenli yolculuğunda keşfettiği mutlu olma ve sosyal uyumluluk sürecinin inşasında olumlama eyleminin sosyo-psikolojik yansımalarını” TGM için kaleme aldı… Keyifli okumalar…
Hayatta bazı hediyeler paketlenmez; o hediyeler bazen bir dostun zamanında söylediği birkaç cümlede saklıdır.
Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğim bir arkadaşım bana bir kitaptan birkaç sayfanın fotoğrafını gönderdi. Amacı yalnızca bir kitabı tavsiye etmek değildi.
Benim fark edemediğim bir şeyi görmüş, kendimle kurduğum iletişimin beni yorduğunu hissetmişti.
Sohbetlerimiz sırasında çoğu zaman farkında olmadan kendime gereğinden fazla yükleniyor, henüz yaşanmamış olumsuzlukların kaygısını bugünden yaşamaya başlıyordum.
Bana gönderdiği satırlar ise aslında tek bir şeyi söylüyordu: Kendine biraz daha iyi davran.
Sayfaları okurken düşündüğüm şey yalnızca "olumlamalar" olmadı. Asıl dikkatimi çeken, insanın kendi iç sesiyle kurduğu ilişkinin ne kadar belirleyici olduğuydu.
İletişim bilimleri bize her iletişimin bir göndericisi, bir alıcısı ve bir mesajı olduğunu öğretir. Ama çoğu zaman en yoğun iletişim biçimimizi gözden kaçırırız: insanın kendisiyle kurduğu iletişimi.
Gün boyunca farkında bile olmadan binlerce kez kendimize bir şeyler söyleriz. "Yetişemeyeceğim.", "Yine hata yaptım.", "Ya başarısız olursam?", "Bunu beceremem." Belki bu cümleleri hiç kimse duymaz; ama onları her gün dinleyen biri vardır: biz.
Psikoloji literatürü bu durumu öz konuşma (self-talk) kavramıyla açıklar.
Araştırmalar, sürekli olumsuz öz konuşmanın stres düzeyini artırabildiğini, kişinin kendine duyduğu güveni zayıflatabildiğini ve olayları tehdit olarak algılama eğilimini güçlendirebildiğini gösteriyor.
Buna karşılık yapıcı, gerçekçi ve destekleyici iç konuşmaların psikolojik dayanıklılığı artırdığı; spor psikolojisinden eğitime kadar birçok alanda performansı olumlu etkileyebildiği ortaya konuyor.
Nörobilim de bu konuya kendi açısından bakıyor.
Beynimiz yaşam boyu değişebilir; buna nöroplastisite deniyor. Tekrarlanan düşünce kalıpları yalnızca zihnimizden geçip gitmez, dikkatimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı zaman içinde şekillendirebilir.
Elbette bir cümleyi tekrar etmek hayatı sihirli biçimde değiştirmez. Ama beynimiz, yaşadıklarımız kadar onları nasıl yorumladığımızdan da öğreniyor.
Bu yüzden iç konuşmalarımız, ileride vereceğimiz kararları sessizce şekillendiren bir alışkanlığa dönüşüyor.
İşte bu nedenle olumlamaları, kişisel gelişim literatüründe zaman zaman sunulduğu gibi doğaüstü bir "çekim yasası" olarak değil; zihni daha sağlıklı bir yöne odaklayan, iç iletişimi düzenlemeye yardımcı olabilecek psikolojik bir araç olarak değerlendiriyorum.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bilimin bugün desteklemediği iddialar da var.
Düşüncelerin evrene enerji gönderdiği, yalnızca olumlama yaparak dış dünyanın değişeceği ya da DNA'nın bu yolla yeniden programlanacağı görüşleri bilimsel olarak doğrulanmış değil.
Ama bu, olumlamaların bütünüyle değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, onları gerçekçi bir zemine oturttuğumuzda, güçlü bir zihinsel destek mekanizmasına dönüşebiliyorlar.
Belki de mesele, kendimize söylediğimiz cümlelerin bizi nasıl hissettirdiğinden çok, bizi nasıl harekete geçirdiği.
"Başarılı olacağım." demektense, "Başarılı olmak için bugün elimden geleni yapıyorum." diyebilmek…
"Her şey kusursuz olacak." yerine, "Karşıma çıkacak zorluklarla baş edebilirim." diyebilmek…
Bu ifadeler yalnızca umut üretmez, davranışı da besler. Çünkü gerçekçi umut, eylemin en güçlü yakıtlarından biridir.
Kitabın sayfalarını kapattığımda aklımda en çok kalan şey yazılan cümleler değil, o sayfaları bana gönderen arkadaşımın sessiz mesajıydı: "Kendine bu kadar yüklenme."
Belki de en etkili olumlamalar önce bizi gerçekten tanıyan insanların ağzından dökülüyor; sonra yavaş yavaş kendi iç sesimize dönüşüyor.
Ben de artık iç iletişimimi biraz daha özenle kurmaya çalışacağım.
Daha şefkatli ama gerçekçi…
Daha cesaret verici ama ayakları yere basan…
Çünkü dünyayla kurduğumuz her iletişimin temelinde, önce kendimizle kurduğumuz iletişim var.
Ve bazen bir şeyleri değiştiren, kimsenin duymadığı o sessiz iç konuşmanın değişmesi oluyor… bir arkadaşın, tam zamanında gönderdiği birkaç sayfayla.
Prof. Dr. Cem GÜZELOĞLU