Son bir ayda İsrail’in düzenlediği hava saldırıları ve kara operasyonları, güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanından büyük ölçüde kopardı.
Onlarca kasabayı boşalttı ve bölgede kalanlar için hayati öneme sahip kamu hizmetlerine ciddi zarar verdi.
İsrail bu hafta, İran’ın desteklediği Lübnanlı silahlı grup Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e ateş açarak Lübnan’ı bölgesel savaşa dahil etmesinin ardından, güney Lübnan’ı Litani Nehri’ne kadar ele geçirerek bir “tampon bölge” oluşturacağını açıkladı.
Bu açıklama, 2000 yılına kadar yirmi yılı aşkın süre İsrail ordusu tarafından işgal edilmiş olan güneyde uzun süreli bir İsrail varlığına dair derin endişelere yol açtı.
İsrail ordusu, Lübnan topraklarının yaklaşık onda birini oluşturan ve yüz binlerce insanın yaşadığı güney bölgesindeki tüm nüfusa kuzeye gitmeleri yönünde emir vermişti.
Bu, Lübnan için bugüne kadarki en büyük tahliye çağrısı oldu.
Lübnan genelinde İsrail hava saldırılarının 1.100’den fazla kişiyi öldürdüğü Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanırken, tahliye emirleri bir milyondan fazla insanın yerinden edilmesine neden oldu.
İsrail, hedef aldığı noktaların Hizbullah tarafından kullanılan tesisler olduğunu, İran destekli grubun askeri ekipmanlarını yerleşim alanlarına kurarak sivilleri riske attığını savunuyor.
Ayrıca sivilleri önceden uyararak bölgeden ayrılmalarını sağladığını belirtiyor. Hizbullah ise kamu altyapısını askeri amaçlarla kullandığı iddialarını reddediyor.
Savaş ikinci ayına girerken, güneydeki memleketlerinden kaçmak zorunda kalan bazı Lübnanlılar arasında umutsuzluk duygusu yayılıyor.
Tarihi güney liman kenti Sur’dan (Tyre) yerinden edilen 50 yaşındaki Samar Jawlani, “Litani’yi Beyrut’tan ayırdıklarında her şey biter — insanlar evlerine nasıl geri dönecek?” dedi.
Güneyin izole edilmesi, savaşın başlamasından iki haftadan kısa bir süre sonra, İsrail’in Hizbullah’ın silah sevkiyatı için kullandığını iddia ettiği Litani Nehri üzerindeki köprüleri hedef almaya başlamasıyla ortaya çıktı.
O tarihten bu yana, güney Lübnan’da en az yedi köprü İsrail saldırılarında yıkıldı ya da ağır hasar gördü; bunların altısı doğrudan Litani üzerinde bulunuyor.
Birleşmiş Milletler, köprülerin yıkılmasının güney Lübnan’da on binlerce insanı izole ettiğini ve temel yardım ulaştırmaya çalışan insani yardım konvoylarının bölgeye erişimini engellediğini açıkladı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Lübnan araştırmacısı Ramzi Kaiss, yaptığı açıklamada, altyapının askeri amaçlarla kullanılıyor olsa bile sivillere verilen zararın aşırı olması durumunda uluslararası hukukun bu tür saldırıları yasakladığını belirtti. Güneyin tamamen izole edilmesi halinde “insani bir felaket” yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Lübnanlı gazeteci Diana Moukalled ise güneydeki köyünü ziyaret etmek için Qasmiyeh sahil yolu köprüsünü kullandığını, bu köprünün 22 Mart’ta İsrail tarafından iki kez vurulduğunu söyledi.
“Köprüler sadece beton ve demir değildir; bir yolun hafızası ve sevdiğimiz yerlerle aramızdaki sessiz bağdır,” diye yazdı Moukalled X platformunda.
“Köprüleri bombalamak sadece bir yolu kesmek değildir; her zaman geri dönmenin bir yolu olduğu hissini de yok eder.”
Savaş uzadıkça sağlık ve enerji altyapısı da işlevsiz hale gelmeye başladı.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre güneyde dört hastane kısmen zarar gördü, ikisi ise tamamen kapandı. 13 Mart’ta Borj Qalaouiya kasabasındaki bir birinci basamak sağlık merkezine düzenlenen İsrail saldırısında 12 doktor, sağlık görevlisi ve hemşire hayatını kaybetti.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, toplamda 40’tan fazla sağlık çalışanının öldüğünü açıkladı.
Birleşmiş Milletler Lübnan İnsani Yardım Koordinatörü Imran Reza, “Ön cephede çalışan ekipler, sağlık çalışanları ve sağlık merkezleri dahil sivil altyapı uluslararası insancıl hukuk kapsamında korunmaktadır. Kabul edilemez kayıplar görüyoruz,” dedi.
Savaş, güney Lübnan’daki iki önemli elektrik santralini devre dışı bıraktı. Bunlardan biri 19 Mart’ta İsrail saldırısıyla vuruldu, diğeri ise İsrail kara operasyonları nedeniyle ulaşılamaz durumda.
Ayrıca güneydeki iki su istasyonu da hizmet dışı kaldı; biri saldırı sonucu hasar gördü, diğeri ise erişilemez hale geldi.
Hukuk uzmanlarına göre, enerji altyapısı bazı durumlarda meşru askeri hedef sayılabilse de, siviller üzerinde orantısız etki yaratması halinde bu tür saldırılar uluslararası hukuku ihlal edebilir.
Uluslararası ceza savcısı Nigel Povoas KC, mevcut Orta Doğu çatışmasında “hayati sivil tedarik altyapısının açıkça hedef alındığı ve bunun ulusal ile uluslararası ekonomik çıkarları ciddi şekilde zedelediği” görüşünde.
Bunun siviller üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu belirten Povoas, bu durumun “doğrudan, gerekli ya da orantılı bir askeri hedef olmadığını ve dolayısıyla meşru sayılamayacağını” ifade etti.
Dünya Sağlık Örgütü bu hafta yaptığı açıklamada, temel altyapıya yönelik sistematik zarar ve siviller üzerindeki etkilerin “Mart başından bu yana en ciddi tırmanışlardan biri” olduğunu ve uzun süreli bir işgal riskine dair endişeleri artırdığını belirtti.
Savaştan önce bile Lübnan’daki kamu altyapısı ciddi şekilde yetersiz finansman ve kronik ihmal sorunlarıyla karşı karşıyaydı.
Lübnanlılar, bugün yok edilen yapıların yeniden inşasının onlarca yıl sürebileceğinden endişe ediyor.
Ancak güney Lübnan halkının topraklarına olan güçlü bağlılığı kolay kolay silinmiyor.
Litani’nin hemen güneyindeki Barish kasabasından yerel yetkili Ammar Mazeh, doğu Lübnan’da sığınmış durumda olduğunu ancak ne olursa olsun evine geri döneceğini söyledi:
“Köye giden birçok yol var. Gerekirse yüzerek gideriz.”
Reuters