GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.432.056 ₺ 🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.432.056 ₺ 🇺🇸USD: 45,8716 ₺ 🇪🇺EUR: 53,4759 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.400,65 ₺ BTC: 3.432.056 ₺
27 Mayıs 2026 - 21:37

info@turkglobalmedia.com

Mahkeme Salonunda Biten Rüya: Türkiye'nin Yeni kaderi

Mahkeme Salonunda Biten Rüya: Türkiye'nin Yeni kaderi

Köşe Yazıları
27.05.2026 11:07
TGM Haber Merkezi

Çeşme Kent Konseyi Başkanı, Kent Bilimci ve Kültür İnsanı Dr. Ahmet GÜLER, "Mutlak Butlan Krizinin Temel Etkilerini, Dış Dünyada Yansımalarını ve Türk Siyasi Tarihinin En Sofistike Darbesinin İzlerini" TGM için kaleme aldı...

Bu haberi paylaş:

Tarih, bazen tüfekle yazılır. Bazen oy pusulasıyla. Ama 21 Mayıs 2026 sabahı Ankara'da tarih, bir mahkeme kararıyla yazıldı — ve bu kararın mürekkebi henüz kurumadan, milyonlarca insanın iradesinin üzerine çekildi.

 

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin 36. Hukuk Dairesi, o sabah yalnızca bir partinin kurultayını iptal etmedi. Kasım 2023'te 1.366 delegenin oyuyla seçilen Özgür Özel'i ve tüm parti yönetimini 'mutlak butlan' kararıyla görevden alarak, üç yıl önce Erdoğan'a mağlup olmuş Kemal Kılıçdaroğlu'nu iade etti. 

Türkiye'nin en eski ve en büyük muhalefet partisinin başına, iktidarın en az korktuğu isim getirildi — sandık yoluyla değil, yargı kararıyla.

Bu, Türk siyasi tarihinin en sofistike darbesidir. Çünkü tek kurşun atılmadı. Tek tank sokağa çıkmadı. Her şey yasallık kılığında, dosya numaraları ve gerekçe paragrafları arkasına saklanmış biçimde gerçekleşti.

 

Piyasalar Bile Anladı

Siyasetçiler tartışırken, piyasalar her şeyi bir anda fiyatladı. Borsa İstanbul yüzde altı çöktü, devre kesici devreye girdi; bankacılık hisseleri yüzde sekizi aştı; lira sert değer kaybetti ve devlet bankaları tahminen altı milyar doların üzerinde döviz satmak zorunda kaldı. 

Hazine Bakanı Şimşek, tam o sırada Londra'da yabancı yatırımcılara güvence vermeye çalışıyordu. Bloomberg'e göre BBVA konferansındaki yatırımcılar haberi duyar duymaz salondan çıkıp ofislerine döndü.

Piyasalar yalan söylemez. O gün fiyatlanan şey yalnızca bir mahkeme kararı değildi; Türkiye'nin önündeki yoldu.

 

Kılıçdaroğlu: Tarih Önünde Hesap Verecek Bir İsim

Ama bu tablonun en acı ve en düşündürücü boyutu, bir mahkemenin gücünde değil; bir insanın tercihinde saklıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu, Türk siyasetinin en uzun soluklu figürlerinden biri olarak tarih sahnesine çıktı. On üç yıl CHP'yi yönetti. Arka arkaya seçim yenilgileri yaşadı. Erdoğan'ın zırhına neredeyse hiç çentik vuramayan, zafere değil yenilgiye alışkın bir liderlik profili sergiledi. 2023'te de kaybetti. Yerini, haklı olarak, yeni bir kuşağa bıraktı.

Sonra ne oldu?

Özel, göreve gelir gelmez CHP'yi Türkiye'nin en çok oy alan partisi yaptı. 2024 yerel seçimlerinde muhalefetin büyük zaferini yönetti; İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından on yılın en büyük sokak protestolarının sesine dönüştü. İktidar için gerçek bir tehdit hâline geldi.

Ve tam bu noktada, sahnede beklenilenin tam tersi yaşandı. Kılıçdaroğlu, emekliye çekilmiş bir siyasetçinin itibarı ve haysiyetiyle bu sürecin dışında durabilirdi. Sessiz kalabilirdi. Tarihin kendisini lütufkâr bir gözle yazmasına izin verebilirdi.

Bunun yerine, yargı kararıyla iade edilen genel başkan olarak verdiği ilk emirlerden biri, CHP'nin mahkeme kararına itiraz dilekçelerini hazırlayan üç parti avukatını görevden almak oldu.

Bu eylem, bir siyasi tercihin ötesinde bir şeydir. Bu, bir insanın hangi tarafta durduğunu bütün çıplaklığıyla ilan etmesidir. Kılıçdaroğlu, iade edildiği koltuğa oturarak şunu söylemiştir: 'Bu koltuğu bana veren ellerin, Türkiye'nin geleceği pahasına olup olmadığı beni ilgilendirmiyor.'

On yıllar sonra tarih bu sayfayı açtığında, Kılıçdaroğlu'nun adını saygıyla değil, bir uyarı olarak anacaktır. Kendi kişisel hırsı ya da inadı uğruna, ya da belki de yalnızca var olmak uğruna, Türkiye'nin en kritik siyasi kavşağında iktidarın araçlarından biri olmayı seçen bir isim olarak.

 

Özel: Direniş de Bir Liderlik Biçimidir

Özgür Özel, 21 Mayıs sabahından bu yana pek çok şeyi kaybetti. Genel başkanlık koltuğunu, partinin genel merkezini, kurumsal kaynaklarını. Polis biber gazı kullanarak merkezi boşalttı; Özel ve destekçileri TBMM'deki grup ofislerini yeni karargâh ilan etmek zorunda kaldı.

Ama kaybetmediği tek şey var: meşruiyet.

Özel, 'Bu binada kalacağım; CHP'nin kaderini AKP değil, CHP üyeleri belirleyecek' dedi. Sadece konuşmadı. Marşa geçti. Milletvekilleri ve partililer meclis koridorlarında toplandı, İzmir'de miting yapıldı, 'faşist' sloganlarıyla iktidara meydan okundu.

Bu, sıradan bir siyasi inatçılık değildir. Türkiye gibi bir ülkede, kurumların birer birer çözüldüğü, yargının iktidarın uzantısına dönüştüğü, muhalif belediye başkanlarının sırayla kayyuma devredildiği bir ortamda ayakta durmak — 20 CHP'li başkanın cezaevinde, 25'inin görevden alınmış olduğu bir tablo içinde dimdik kalmak — bir liderlik sınavıdır.

Özel bu sınavı geçti. Tarih bunu görecektir.

 

Avrupa'dan Bakış: "Artık Sözcük Değiştirme Zamanı"

Brüksel yıllardır 'demokratik gerileme' ifadesini kullanıyordu. Bir bürokratik kibarlık maskesiyle.

Artık bu maske düşüyor. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü, kararı 'CHP'yi tasfiye etmek için hazırlanmış, iyi planlanmış bir operasyon' olarak tanımladı. Brüksel'in sonucu şu: Hükümet ile muhalefet anket rakamlarında omuz omuza yarışırken, bir temyiz mahkemesinin muhalefet liderliğini cerrahi biçimde değiştirebildiği bu model, AB'nin temel değerleriyle bağdaşmaz — Türkiye'nin NATO üyeliği ve pazar büyüklüğü ne olursa olsun.

Avrupa Demokrat Partisi hiçbir diplomatik örtü kullanmadı: 'Mahkemeleri muhalefeti yeniden tasarlamak için kullanan, seçilmiş liderleri susturan, üniversiteleri yıldıran, gazetecileri korkutan bir ülke Avrupa yolunda kalamaz.'

AB üyelik süreci, 'demokratik standartların süregelen bozulması' gerekçesiyle dondurulmuş durumda; Türkiye 'tam otoriter bir modele' doğru sürüklendiği uyarısıyla karşı karşıya.

 

Orta Doğu mu, Batı mı? Yanlış Soru

Yıllardır Türkiye hakkında yanlış bir soru soruluyor: 'Batılı mı olacak, Orta Doğulu mu?'

Bu soru yanlış; çünkü Türkiye'nin dramı coğrafi bir tercih meselesi değil. Mesele şu: Seçimle gelen bir iktidar, demokratik kurumları kademeli, hukuki görünümlü ve sabırlı bir operasyonla içten nasıl boşaltır? Bunu Venezuela yaptı. Macaristan yaptı. Rusya yaptı. Şimdi Türkiye yapıyor — ama belki de daha rafine bir biçimde.

Tüfek kullanmadan, tank olmadan, pekâlâ bir demokrasi tasfiye edilebilir. Yeter ki savcılara, hâkimlere ve Kılıçdaroğlu gibi 'işbirlikçilere' ihtiyaç duyulduğunda başvurulabilsin.

 

Son Söz

21 Mayıs 2026, Türkiye'de bir sayfanın kapandığı gün olarak tarihe geçecek. Ama hangi sayfanın açıldığı henüz yazılmıyor.

Özgür Özel'in sokaktaki milyonlarla birlikte yükselen sesi, bu ülkenin Atatürk'ten bu yana taşıdığı laik, çoğulcu, Batı'ya bakan ruhun hâlâ ölmediğini gösteriyor. Kılıçdaroğlu'nun yargı kararıyla iade edilmiş koltuğu ise bunun ne kadar kolay araçsallaştırılabileceğini.

Türkiye, şu an bir dönüm noktasında değil. Bir uçurumun kenarında.

Ve bu kenardan kim geri çekecek bu ülkeyi — sandıkta mı, sokakta mı, yoksa tarihin sabrında mı — işte asıl soru bu.

 

Dr. Ahmet GÜLER

Çeşme Kent Konseyi Başkanı | ÇEŞÇEP Başkanı

Yayınlanma: 27.05.2026 11:07
Ana Sayfaya Dön