AB'nin yapay zekâ sorununu çözmek için bir planı var.
Ancak bu plan, Birliğin ne gerekli teknolojiye ne de bu teknolojiye sahip olan aktör üzerinde kontrole sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Mythos'u var. Çin'in DeepSeek'i var. Avrupa Birliği'nin ise bir eylem planı var.
Önde gelen yapay zekâ şirketi Anthropic'in Nisan ayında Mythos'u yalnızca ABD merkezli sınırlı sayıdaki kuruluşun kullanımına sunmasından bu yana, AB politika yapıcıları hem bu güçlü sınır (frontier) yapay zekâ modeline nasıl erişebileceklerini hem de onun güvenliğini nasıl sağlayabileceklerini belirlemek için yoğun çaba harcıyor.
Avrupa Komisyonu ise buna, hastane siber güvenliği, deniz altı kablolarına yönelik tehditler ve kötü niyetli insansız hava araçları gibi acil sorunlarla karşılaştığında sıklıkla başvurduğu yöntem olan bir eylem planı önererek karşılık vermeyi seçti. Amaç, Mythos meselesi ve yapay zekâ çağında ortaya çıkması kaçınılmaz benzer sorunlarla mücadele etmek.
Salı günü Strasbourg'da AB'nin teknoloji şefi Henna Virkkunen tarafından açıklanması beklenen planın, Avrupa'nın en gelişmiş yani "frontier" yapay zekâ modellerine erişiminin nasıl güvence altına alınacağını ele alması ve Birliğin gelişmiş modellerin güvenlik testleri üzerinde nasıl söz sahibi olabileceğini açıklaması bekleniyor.
Ancak Komisyonun önünde hiçbir eylem planının aşamayacağı yapısal bir sorun bulunuyor: Avrupa Birliği, hem sınır yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde hem de bu modelleri destekleyen altyapıya erişimde ABD ve Çin'in ciddi şekilde gerisinde kalmış durumda.
Buna ek olarak, Avrupa'nın günümüzün en gelişmiş yapay zekâ modellerinin güvenliği konusunda söz sahibi olma isteği, uzun vadede Birliği daha da kırılgan hale getirme riski taşıyor.
Merkez sağdaki Avrupa Halk Partisi'nin (EPP) Finlandiyalı milletvekili Aura Salla, "Komisyon, en üst düzey ABD modellerine erişim sağlamaya çalışırken kendisini Amerikan bulut altyapısına daha da bağımlı hale getirecek bir tuzağa düşmekten kaçınmalıdır." dedi.
Avrupalı politika yapıcılar yıllardır ABD'li teknoloji şirketlerinin hakimiyetinden ve ABD Başkanı Donald Trump'ın bir gün sözde "kapatma düğmesine" basarak temel dijital platformlara ve araçlara erişimi kesip kesmeyeceğinden endişe duyuyor.
Anthropic'in benzeri görülmemiş düzeyde güçlü siber yeteneklere sahip olduğunu iddia ettiği Mythos, yapay zekâ çağında bu endişelerin sembolü haline geldi.
İlk olarak, Nisan ayında Mythos'un siber güvenlik risklerini test etmek üzere davet edilen şirket ve kurumlar listesinde hiçbir Avrupalı kuruluş yer almıyordu.
Ardından geçen ay ABD hükümeti, Anthropic'in en yeni yapay zekâ modellerinin ihracatını yasakladı. Bu yasak daha sonra kısmen kaldırıldı.
Tam da bu tür belirsizlikler, yakında açıklanacak eylem planının çözmeye çalıştığı sorunların başında geliyor. Ancak şu an için bunun kolay ya da kısa vadeli bir çözümü görünmüyor.
Virkkunen kısa süre önce yaptığı açıklamada, planın egemenlik konularını, yani Avrupa'nın gelişmiş yapay zekâ kapasitesinin nasıl güçlendirileceğini ele alacağını söyledi. Ancak bu kapsamda yeni bir finansman beklenmiyor.
Avrupa Birliği'nin odağını güvenlik ve test süreçleri üzerinde tutmaya devam ettiği görülüyor. Planın, Avrupalı düzenleyicilerin sınır yapay zekâ modelleri piyasaya sürülmeden önce bunları inceleyebilmek amacıyla erken erişim sağlayabilmelerine ilişkin bir çerçeve ortaya koyması bekleniyor.
ABD modellerine test amacıyla erişmeye odaklanmak, Avrupa'nın zaten zayıflamış konumunu daha da pekiştirebilecek hassas ve kritik bilgilerin açığa çıkması riskini de beraberinde getiriyor.
Avrupalı yapay zekâ güvenlik şirketi Aisle'ın kurucu ortaklarından Jaya Baloo'ya göre, Avrupa Birliği'nin Mythos gibi modelleri gerçekten test edebilmesi için, Amerikan şirketiyle Birliğin dijital "taç mücevherleri" sayılabilecek kritik kaynak kodlarını paylaşması gerekecek.
Anthropic'in veri saklama politikalarındaki yeni düzenlemeler ise bu tür kritik varlıkların daha fazlasının paylaşılmasını zorunlu kılıyor.
Baloo, "Bunu neden gönüllü olarak verelim?" diye soruyor.
"Bu bana, tam da kaçınmak istediğimiz türden bir bağımlılığı yeniden oluşturuyormuşuz gibi geliyor."
Politico