GÜNCEL KURLAR
🇺🇸USD: 43,2900 ₺ 🇪🇺EUR: 50,2513 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.040,43 ₺ BTC: 4.168.505 ₺ 🇺🇸USD: 43,2900 ₺ 🇪🇺EUR: 50,2513 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.040,43 ₺ BTC: 4.168.505 ₺ 🇺🇸USD: 43,2900 ₺ 🇪🇺EUR: 50,2513 ₺ 🥇GRAM ALTIN: 6.040,43 ₺ BTC: 4.168.505 ₺
15 Ocak 2026 - 21:11

info@turkglobalmedia.com

Yapay Zekâ AB İçin Neden Bir Kâbus?

Yapay Zekâ AB İçin Neden Bir Kâbus?

Yapay Zeka
19.12.2025 11:04
TGM Haber Merkezi

Avrupa Birliği yapay zekâyı sıkı kurallarla düzenlemeye çalışırken, ABD hükümeti teknoloji şirketlerinin büyük ölçüde serbest hareket etmesine izin veriyor.

Bu haberi paylaş:

Bu iki yaklaşım arasındaki fark, yalnızca güncel politik tercihlerden değil, kökleri yaklaşık bir asır öncesine uzanan tarihsel ve kültürel ayrımlardan kaynaklanıyor.

Genç bir Amerikalı öğrenci düşünün. Bir yapay zekâ ajanından mesaj alıyor: “Stanford az önce sana yurt dışında nerede okumak istediğini soran bir e-posta gönderdi.” Öğrenci, uygulamaya “Nereye gitmeliyim?” diye soruyor. Yanıt Paris oluyor. Genç adam önce Avrupa başkentine şaşırıyor, sonra âşık oluyor. 

Güvenilir yapay zekâ arkadaşının yardımıyla Fransız bir kızla tanışıyor; pikniklere gidiyor, filmler izliyor. Dönem sonunda son bir ricada bulunuyor: “Dönüş uçuşum için check-in yapabilir misin?” Yapay zekâdan beklenmedik bir yanıt geliyor: “Hayır, bekle. Neden geri dönmek istiyorsun?” 

Genç adam şaşkınlıkla “???” yazıyor. Yapay zekâ ısrar ediyor: “Paris’te kal.” Ve karar veriliyor. Genç adam telefonundan başını kaldırıyor ve Fransız kız arkadaşının koluna giriyor.

Bu sahne, Interaction adlı girişimin geliştirdiği, kişisel asistan ile bilge bir arkadaş arasında konumlanan yapay zekâ uygulaması Poke.com için hazırlanan iki dakika 37 saniyelik bir reklamdan alınmış. Ancak ironik bir ayrıntı var: Amerikalıların Avrupa’ya duyduğu hayali pazarlayan bu şirket, tam tersine bir eğilimin ortasında kurulmuş durumda. Interaction, Kaliforniya merkezli olsa da Alman göçmenler tarafından yönetiliyor.

Bu örnek, Avrupa’daki politika yapıcıları ve teknoloji savunucularını uzun süredir düşündüren bir soruyu özetliyor: Avrupa, yapay zekâ alanında güçlü fikirler ve yetenekler üretebiliyor; ancak bu fikirlerin ölçeklendiği ve küresel başarıya dönüştüğü yer çoğu zaman Avrupa olmuyor.

Interaction’ın kurucu ortaklarından Marvin von Hagen, “Dünyanın neresinde olursanız olun — Avrupa, Asya ya da başka bir yer — yapay zekâ alanındaysanız herkes Körfez Bölgesi’ne gelmek istiyor,” diyor. Veriler de bu görüşü destekliyor. Girişim sermayesi şirketi Accel’in raporuna göre, 2023 ve 2024 yıllarında ABD, Avrupa ve İsrail’de üretken yapay zekâya yapılan yatırımların yüzde 80’i Amerikan şirketlerine gitti. Stanford Üniversitesi’nin 2025 Yapay Zekâ Endeksi Raporu’na göre ise 2024’te ABD 40 “dikkat çekici” yapay zekâ modeli üretirken, Çin 15, Avrupa ise yalnızca üç model ortaya koyabildi.

Ayrıca ABD’deki teknoloji şirketlerinin yüzde 11’inin kurucuları Avrupalı. Avrupa’da kurulan ve çoğu doğrudan yapay zekâ alanında faaliyet gösteren yüzlerce umut vadeden girişim de zaman içinde ABD’ye taşındı.

Müşteri araştırmalarına odaklanan bir yapay zekâ şirketi olan Listen Labs’ın kurucu ortağı, bir başka Alman göçmen Florian Juengermann, bu tabloyu şöyle özetliyor: “Bu yapay zekâ devriminin parçası olmak isteyen insanlar buraya, ABD’ye geliyor. Açıkçası Almanya için üzülüyorum.”

Girişimcilerin ABD’ye yönelmesinin birçok nedeni var ve bu nedenler birbirini besliyor. Silikon Vadisi, yapay zekâ şirketleriyle dolu; bu da yeni bir şirket kurmayı kolaylaştırıyor. ABD’de daha fazla girişim sermayesi bulunuyor ve bu sermaye, henüz olgunlaşmamış ürünlere yatırım yapma konusunda daha istekli. 

Ancak girişimcilerin ve Avrupa’daki yapay zekâ savunucularının sıklıkla vurguladığı bir neden daha var: Düzenleme Korkusu. 

Teknoloji sektörü, özellikle yapay zekâ söz konusu olduğunda, Avrupa’daki yoğun düzenlemelere karşı derin bir güvensizlik duyuyor.

Son aylarda bazı Avrupa merkezli teknoloji şirketleri, ulusal hükümetler ve hatta Avrupa Komisyonu, yapay zekâ mevzuatının uygulanmasının bazı bölümlerini geciktirerek ya da tüm çerçeveyi yeniden ele almayı savunarak düzenleyici yükü hafifletmeye çalıştı. Ancak uzmanlara göre, Avrupa ile ABD arasındaki fark yalnızca mevzuatın ayrıntılarında değil; bu fark, her iki kıtada teknoloji endüstrilerinin gelişimini şekillendiren derin kültürel ayrımlara dayanıyor.

San Francisco merkezli Founders Fund’da görev yapan Alman yatırımcı Robert Windesheim, “Bugün Almanya gibi Avrupa ülkeleri hâlâ olağanüstü yeteneklere sahip,” diyor. “Ancak bu yeteneği yeni şirketler kurmaya yönlendiren kültürel atmosfer çoğu zaman eksik.”

Avrupa Birliği, onlarca yıldır ABD’ye kıyasla düzenlemeye daha fazla ağırlık veren bir ekonomik model izliyor. Bu yaklaşım, daha yavaş ama daha güvenli bir büyüme hedeflerken, bürokratik engellerden bunalan genç ve hırslı kuşaklarda hayal kırıklığı da yaratıyor.

Bu farkın kökeni, devletin ekonomideki rolüne ilişkin anlayışlarda yatıyor. Silikon Vadisi kültürü ise bu ayrımı daha da keskinleştiriyor. 1990’larda “Kaliforniya İdeolojisi” kavramını ortaya atan medya teorisyenleri, bu kültürü hippi anarşizmi ile ekonomik liberalizmin, güçlü bir teknolojik determinizmle harmanlanmış tuhaf bir karışımı olarak tanımlamıştı. Devlet müdahalesine duyulan derin şüphe, bugün de ABD teknoloji ekosisteminin temel unsurlarından biri.

Günümüzde bu yaklaşım, “hızlanmacılık” fikriyle daha da güçlenmiş durumda. Kimilerine göre düzenlenmemiş yapay zekâ, hastalıkları çözen bir teknoloji ütopyasına götürecek; kimilerine göreyse demokrasiyi aşındırarak dünyayı az sayıda teknoloji elitinin kontrolüne bırakacak. Bu karşıt beklentiler, ABD ve AB’de teknolojiye yönelik düzenleyici kültürlerin neden bu kadar farklı olduğunu da açıklıyor.

AB’nin 2018’de yürürlüğe giren Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR), ABD’de benzeri olmayan güçlü bir gizlilik hakkı tanıdı ve teknoloji şirketlerinin veri toplama ve bundan gelir elde etme kapasitesini ciddi biçimde sınırladı. Bu yaklaşım, Avrupa’daki teknoloji şirketlerinin büyüme hızını doğrudan etkiledi.

Paris’te yaşayan Amerikalı teknoloji yatırımcısı Michael Jackson, Avrupa’nın tutumunu eleştirerek, “Burada çok fazla kibir var. Avrupa, teknolojiyi daha ortaya çıkmadan düzenlemesi gerektiğini düşünüyor,” diyor. Jackson’a göre ABD’de devlet, genellikle pazar şekillendikten sonra daha hedefli müdahalelerde bulunuyor.

Yapay zekâ, bu farkları her zamankinden daha görünür hâle getirdi. Gizlilik ve gözetim risklerini büyüten, sonuçları öngörülmesi zor bu teknoloji, riskten kaçınanlar için adeta bir kâbus. Avrupa bu nedenle güçlü bir düzenleyici yol izlemeyi tercih etti. 

1 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren AB Yapay Zekâ Yasası, kamu yararına aykırı uygulamaları sınırlandırmayı amaçlayan en kapsamlı girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Yasa, yapay zekâ uygulamalarını “asgari risk”ten “kabul edilemez risk”e kadar sınıflandırıyor ve şirketleri daha fazla şeffaflığa zorluyor.

ABD’de ise tablo tersine dönmüş durumda. Joe Biden dönemindeki sınırlı düzenleme girişimlerinin ardından, Donald Trump yönetimi yapay zekâ alanında düzenlemeleri geri plana itti. Temmuz ayında yayımlanan Yapay Zekâ Eylem Planı, “bürokratik engellerin ve ağır düzenlemelerin kaldırılmasını” hedeflediğini ilan etti.

Sonuçta Avrupa daha fazla düzenlerken, ABD daha az düzenliyor. Ve bu fark büyüdükçe, yapay zekâ ekosisteminin ağırlık merkezi de giderek Atlantik’in batısına kayıyor.

 

Politico

Yayınlanma: 19.12.2025 11:04
Ana Sayfaya Dön