Ukrayna’nın finansmanından İran ve Rusya’ya kadar uzanan başlıklarda yaşanan tekrar eden tıkanmalar, AB’nin veto sistemi üzerine yürütülen tartışmayı yeniden alevlendiriyor.
Avrupa’nın, Ukrayna’yı finanse etmekte zorlanmasından İran savaşına verdiği parçalı tepkiye kadar uzanan artan dış politika başarısızlıkları, bloğun diplomasiyi yürütme biçiminde kökten bir yeniden yapılanma çağrılarını güçlendiriyor.
AB’nin, Kiev için 90 milyar euroluk kredinin önünü açmak, şiddet yanlısı Batı Şeria yerleşimcilerine yaptırım uygulamak ve Rusya’yı hedef alan tedbirleri hayata geçirmek gibi konularda ortak karar alamaması, dokuz AB diplomatı, yetkili, yasa yapıcı ve uzmanın söylediğine göre sistematik bir felci gözler önüne seriyor.
Ortada olan sadece iç işleyiş değil: Orta Doğu’da çatışmaların tırmandığı, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının sürdüğü ve transatlantik ilişkilerin baskı altında olduğu bir dönemde diplomatlar, jeopolitik kararların sistemin kaldırabileceğinden daha hızlı ilerlediği bir anda AB’nin kendini kenara itilmiş bulma riskiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor.
Bu çıkmaz karşısındaki hayal kırıklığı artık açıkça dile getiriliyor; Almanya ve İsveç’in öncülük ettiği giderek büyüyen bir ülke grubu, tek bir başkentin kararları engelleyebilmesine imkân tanıyan ulusal veto hakkının ciddi şekilde sınırlandırılması ya da tamamen kaldırılması için bastırıyor.
Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Alman Funke Medya Grubu’na cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Uluslararası alanda daha etkin hareket edebilmek ve gerçekten olgun bir aktör olabilmek için mevcut yasama döneminin sonuna kadar AB’nin dış ve güvenlik politikasında oybirliği ilkesini kaldırmalıyız,” dedi.
“Ukrayna’ya yardım ve Rusya’ya yaptırımlar konusunda son haftalarda edindiğimiz tüm deneyimler bunu gösteriyor.”
Geçen ay İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da dış politika kararlarında nitelikli çoğunluk oylamasının kullanılmasına ilişkin tartışmaların liderler arasında “yeniden gündeme geleceğini” söyledi.
Bu baskı, Macaristan’ın — 12 Nisan’daki seçimlere bir haftadan az bir süre kala — Kiev’e yönelik 90 milyar euroluk kredi de dahil olmak üzere büyük kararları defalarca geciktirmesiyle artıyor.
Bu durum, diğer başkentlerde AB dış politika sonuçlarının iç siyasete rehin kalabileceği yönündeki endişeleri yükseltiyor.
Başbakan Viktor Orbán’ın iktidarı kaybetmesi durumunda bile diplomatlar, oybirliği sisteminin herhangi bir hükümete aynı engelleyici rolü üstlenme imkânı tanıması nedeniyle temel sorunun devam edeceği uyarısında bulunuyor.
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi üyesi İspanyol Sosyalist milletvekili Nacho Sánchez Amor, yaptığı açıklamada, “Karar alma biçimimizde ciddi sorunlar var,” - “Her ay bu eğilimi ortaya koyan yeni bir mesele çıkıyor. Tepki vermek zorundayız.” dedi.
Fransa, Belçika ve daha küçük üye ülkelerden oluşan ve ezilmekten endişe eden bir başka grup ise veto hakkını savunmak için direniyor ve bunun ulusal çıkarlarının temel bir unsuru olduğunu savunuyor.
Belçika Başbakanı Bart De Wever, geçen ay Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Şu anda Avrupa’daki oybirliği kuralları üzerine bir tartışma başlatmanın, bunu gerçekten zor bir duruma sokmanın en kısa yolu olacağını düşünüyorum,” dedi.
“Yüz çiçek açsın”
Avrupa başkentleri arasında neredeyse herkesin hemfikir olduğu bir nokta var: Sistem işlemiyor.
Konuyla ilgili bilgi sahibi üst düzey bir AB yetkilisi, “Batı Şeria yerleşimcilerine yönelik yaptırımlara bakın — tam bir felaket,” diyerek, geniş destek gören ancak Macaristan tarafından engellenen aşırı İsrailli yerleşimcilere yaptırım planlarına atıfta bulundu.
“27 ülkeden 26’sı destekliyor, Almanya bile destekliyor ama bir ülke yüzünden hiçbir şey yapamıyoruz.”
Son dönemdeki kurumsal gerilimler de bu dağınıklık hissini güçlendirdi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB’nin üst düzey diplomatı Kaja Kallas, dış politikada liderliğin kimde olması gerektiği konusunda karşı karşıya gelirken, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot geçen ay AB büyükelçileri toplantısında Komisyon Başkanı’nı yetki sınırlarına saygı göstermesi konusunda uyardı.
Ancak diplomatlar ve yetkililer bu tür yetki çekişmelerinin neden değil, birer belirti olduğunu söylüyor. Veto hakkının korunmasını isteyen bir ülkeden ikinci bir AB diplomatı, “Herkes Avrupa Dış Eylem Servisi’nin (EEAS) gerektiği gibi çalışmadığını anlıyor,” dedi.
“Şu anda bir tartışma var çünkü herkes sistemin optimal olmadığını kabul ediyor… ancak dış politika ulusal bir yetki olmaya devam ediyor ve nitelikli çoğunluk oylamasına geçmemeliyiz.”
Perde arkasında ise tartışmalar çoktan başlamış durumda
Diplomat, büyük üye ülkeler arasında “gayriresmî, üst düzey” görüşmelerin sürdüğünü, dış politikanın büyükelçi düzeyindeki Coreper toplantılarında daha fazla öne çıkarılması ve karar alma süreçlerini iyileştirmek için EEAS’in reforme edilmesi gibi seçeneklerin değerlendirildiğini söyledi.
Ancak diplomat, “Henüz cevaplara sahip değiliz,” diye de ekledi.
“Sorun veto, aptalca”
Birçok kişi için asıl sorun oybirliği.
Üçüncü bir üst düzey AB diplomatı, 2022’de yaşanan dikkat çekici bir olaya işaret etti. Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó, kararların nitelikli çoğunlukla alınabildiği AB Enerji Konseyi toplantılarına katılmıştı.
“Her zamanki Szijjártó’ydu… her yöne sert çıkışlar yapıyordu,” dedi diplomat. Ancak dış politikadan farklı olarak Budapeşte’nin oylamada yenilmesi mümkündü. “Şok oldu. Hâlâ Dışişleri Konseyi’nde olduğunu sanıyordu,”
Üst düzey AB diplomatı,“Eylül’de [Enerji Konseyi yeniden toplandığında] birdenbire son derece nazik bir bakana dönüşmüştü.” diye ekledi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in bu konuda hâlâ anlaşmazlık yaşadığı bir ortamda, düşünce kuruluşları ve siyasi partiler de tartışmayı şekillendirmeye çalışıyor.
Merkez sağ Avrupa Halk Partisi, 2024 manifestosunda AB’nin dış politika mimarisini yeniden şekillendirmeyi önererek, dış politika şefinin yerine “Avrupa Komisyonu başkan yardımcısı olarak görev yapacak bir AB dışişleri bakanı” getirilmesini ve Birleşik Krallık, Norveç ve İzlanda gibi ortakları da içerecek bir Güvenlik Konseyi kurulmasını savundu.
EEAS’in Komisyona entegre edilmesi
Carnegie Endowment kıdemli araştırmacısı Stefan Lehne de benzer yapısal değişiklikler önererek, EEAS’in yeniden Komisyon içine alınmasını ve İran’dan gelen insansız hava araçları ve füzeler gibi yeni tehditlere daha hızlı yanıt verebilecek bir Avrupa Güvenlik Konseyi kurulmasını savundu.
Lehne, yaptığı açıklamada, “Dış politika yapılarımızın işlevsiz olduğu gerçeği birçok kişi tarafından anlaşılıyor,” - “Dış politika ve güvenlik tehditleri eskisinden tamamen farklı. Bu alanda hiçbir yenilik olmaması en hafif tabirle tuhaf.” dedi.
Bu fikrin “özellikle Komisyon Başkanı’nın kabinesinde” destek bulduğunu da ekledi.
Ancak herkes ikna olmuş değil.
Dördüncü bir AB diplomatı, EEAS’in AB yürütmesine bağlanması fikri için “Komisyon bunu çok ister,” derken, üst düzey bir EEAS yetkilisi daha sert konuştu: “İnsanlar makaleler yazar — bu onların hakkı.”
Sánchez Amor’a göre ise sorun yapılardan ziyade siyasi irade.
“Karar alma süreçlerinde bu kadar çok sorun olması gerçeğini ciddiyetle değerlendirmeliyiz: Konsey, Parlamento, Komisyon ve yüksek temsilciyi bir araya getirip bunu konuşalım,” dedi ve anlaşma değişikliklerine karşı temkinli olunması gerektiğini ekledi.
Diğerleri ise teşhisin daha basit olduğunu savunuyor.
Üçüncü üst düzey AB diplomatı, “Temel sorun değişmedi; dış politikanın temel sorunu oybirliği,” “Bin tane kurum kurabilirsiniz. Oybirliği olduğu sürece hiçbir zaman düzgün işlemez.” dedi.
Politico