AB ülkeleri Avrupa Parlamentosu’na verilen yetkilerin kapsamı nedeniyle hukuki yollara başvurmakla tehdit ediyor.
Çarşamba günü AB ülkeleri tarafından nihai hali onaylanacak olan mektup, geçen yıl Parlamento ile Komisyon arasında varılan ve yasama organına karar alma sürecinde daha fazla söz hakkı tanıyan anlaşmaya itiraz ediyor.
Ulusal başkentleri temsil eden Konsey ile vatandaşlar tarafından doğrudan seçilen milletvekillerinden oluşan Parlamento, AB’nin yürütme organı olan Komisyon’un sunduğu yasa tekliflerini birlikte şekillendiriyor.
Çoğu zaman “küçük ortak” olarak görülen Parlamento, yıllar içinde yasama sürecindeki etkisini artırmak için baskı yaptı — Komisyon ile anlaşmalar yaptı ve haksız şekilde devre dışı bırakıldığını düşündüğünde rolünü mahkemede güçlü biçimde savundu.
Taslak mektupta, “Konsey, söz konusu anlaşmaya ilişkin güçlü çekincelerini defalarca dile getirmiştir” deniliyor ve anlaşmanın “Antlaşmalarda belirlenen ilkelere uygunluğu” sorgulanıyor.
Ülkeler özellikle Komisyon’un, yasama sürecinde Konsey ile Parlamento’ya “eşit muamele” sağlama sözü vermesinden rahatsız.
Mektupta, bunun “böyle olmadığı” ve AB’nin kurucu antlaşmalarının Konsey’e Parlamento’dan daha fazla yetki verdiğini “açıkça ortaya koyduğu” belirtiliyor.
AB ülkeleri için bir diğer sorun ise milletvekillerinin uluslararası anlaşmalar üzerinde daha fazla nüfuz kazanması. Özellikle Güney Amerika’daki Mercosur grubuyla yapılan ticaret anlaşması örneğinde Parlamento, başkentlerin 25 yılda vardığı bir uzlaşıyı geciktirmişti.
Parlamento ve Komisyon anlaşmadaki “sorunlu” bölümleri değiştirmezse, “Konsey, yetkilerini savunmak için uygun gördüğü her türlü adımı atma hakkını saklı tutar; buna konunun Avrupa Birliği Adalet Divanı’na taşınması da dahildir” deniliyor. Bu ifade, AB’nin en yüksek yargı organına atıf yapıyor.
Bir Komisyon sözcüsü, yeni anlaşmanın “daha fazla şeffaflık, daha iyi diyalog sağladığını ve kurumların uyum içinde çalışmasına yardımcı olduğunu” belirtti ve metnin “Antlaşmaların sınırları içinde kaldığını, kurumsal dengeyi ve tüm kurumların rollerini koruduğunu” söyledi.
Sözcü, müzakere süreci boyunca Komisyon’un AB ülkelerini düzenli olarak bilgilendirdiğini ve Konsey anlaşmanın tarafı olmasa da yetkilerinin dikkate alındığını ifade etti.
Hararetli rekabet
Eylül ayında Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola ile Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, dokuz ay süren zorlu müzakerelerin ardından kurumlar arasındaki ilişkiye dair bir “çerçeve anlaşma” imzaladı.
Metnin 9-12 Mart tarihlerinde Parlamento Genel Kurulu’nda onaylanması ve ardından Komisyon tarafından resmen kabul edilmesi bekleniyor.
Parlamento adına anlaşmanın baş müzakerecisi olan ve anayasal işler komitesine başkanlık eden Alman muhafazakâr Sven Simon, “yetki gaspı” iddialarını reddetti.
Aynı zamanda Marburg Üniversitesi’nde AB hukuku profesörü olan Simon, yaptığı açıklamada, “Yetkiler ve kurumsal denge konusundaki değerlendirmemize güveniyorum ve Adalet Divanı önünde olası bir süreçle ilgili hiçbir endişe görmüyorum” dedi.
Simon, ülkelerin “kurumsal savunmacılık, ulusal refleksler ve usule ilişkin ayrıntılarla giderek daha fazla meşgul olmasının” üzücü olduğunu belirterek, asıl odaklanılması gerekenin “Avrupa’yı kararlı biçimde ileri taşıma yönündeki ortak sorumluluk” olduğunu söyledi.
Komisyon-Parlamento anlaşması Çarşamba günü AB büyükelçileri toplantısının gündeminde yer alıyor.
Dönem başkanlığını yürüten Kıbrıs’ın sözcüsü, “Amaç, Konsey’in Parlamento ve Komisyon’a gönderilecek bir mektubu onaylaması ve bu konuda bir tartışma yürütmesidir” dedi.
Sözcü, Konsey’in revize edilen çerçeve anlaşmaya ilişkin, kendi yetkileri ve Antlaşmaların belirlediği kurumsal denge bağlamında endişelerini dile getirdiğini belirtti.
Konsey’i rahatsız eden başlıklar
Konsey’in mektubu, Parlamento’nun uluslararası müzakereler sırasında hazır bulunmasına imkân tanıyacak bölümlere karşı çıkıyor.
Mektupta, antlaşmaların “Parlamento’ya müzakere aşamasında bir danışma hakkı tanımadığı, yalnızca bilgilendirilme hakkı verdiği; bunun da milletvekillerinin koordinasyon toplantılarına katılımını içermediği ya da haklı göstermediği” ifade ediliyor.
Ülkeler ayrıca, ticaret anlaşmaları henüz onay sürecindeyken geçici olarak yürürlüğe konulmadan önce Komisyon’un Parlamento’dan onay almasını gerektiren hükme de karşı çıkıyor.
Antlaşmalara göre, bir ticaret anlaşmasının geçici uygulanmasına izin verme yetkisi yalnızca Konsey’e ait.
Komisyon ile Parlamento arasındaki anlaşmada ayrıca, Komisyon’un Antlaşmaların 122. maddesini kullandığında ayrıntılı gerekçe sunma sözü yer alıyor.
Bu madde, acil durumlarda Parlamento’yu devre dışı bırakarak Komisyon ve Konsey’in hareket etmesine olanak tanıyor. Örneğin, savunmayı güçlendirmeye yönelik SAFE kredi programı bu madde temelinde oluşturulmuştu.
Konsey, bu hükmün “Konsey’in yetkilerine müdahale edeceğini ve dolayısıyla kurumsal dengeyi değiştireceğini” savunuyor.
Antlaşmalar yasama teklifi sunma veya değiştirme yetkisini yalnızca Komisyon’a verse de, Parlamento son yıllarda Komisyon’u milletvekillerinin talebi üzerine yasa taslakları hazırlamaya zorladı.
Yeni anlaşma uyarınca Komisyon, Parlamento’nun yasa hazırlama talebini yerine getirmemesi halinde ayrıntılı gerekçe sunmayı taahhüt ediyor ve önerilen yasaları test etmek üzere pilot projelerin tasarımında milletvekillerine teknik ve mali destek vereceğini belirtiyor.
Ülkeler, bunun AB yasama sürecinin merkezinde bir dengesizlik yarattığını, Komisyon’un tarafsız arabulucu rolünden saparak Parlamento’ya yasa başlatma konusunda Konsey’e kıyasla “daha elverişli bir konum” sağlayabileceğini savunuyor.
Milletvekili Simon ise bu endişeleri reddederek yeni metnin AB hukukuna uygun olduğunu ve sadece “demokratik hesap verebilirliği güçlendirdiğini” söyledi.
“Bu bir kurumsal rekabet meselesi değil; Birliği daha yetkin, daha şeffaf ve vatandaşlara daha duyarlı hale getirme meselesidir” dedi.