AB, teknoloji, enerji, ödeme sistemleri ve savunma gibi alanlarda Amerika’ya olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Ancak bu zaman alacak.
Transatlantik ilişkiler gerildikçe, Avrupa hükümetleri ve şirketleri ABD teknolojisine, askeri donanımına ve enerji kaynaklarına olan maruziyetlerini azaltmak için yarışıyor.
On yıllar boyunca AB, blok içindeki güvenliği sağlamak için NATO güvencelerine, iş dünyasını ayakta tutmak için ise Amerikan teknolojisine güvendi.
Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri ve yönetimindeki isimlerin Avrupa’ya yönelik sert açıklamaları, Avrupalı liderlerin “bağımsızlık” çağrılarına yeni bir ivme kazandırdı.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz geçen hafta şunları söyledi: “Eğer yeniden ciddiye alınmak istiyorsak, güç siyasetinin dilini öğrenmek zorunda kalacağız.”
Kamu görevlilerinin ABD merkezli görüntülü konferans araçlarını kullanmasının yasaklanmasından, Hindistan gibi ülkelerle ticaret anlaşmalarına ve Avrupa’nın enerji tedarikçilerini çeşitlendirme çabalarına kadar, ABD’ye bağımlılığı azaltmaya yönelik adımlar hız kazanıyor.
AB liderleri, transatlantik ilişkilerin Trump öncesi statükoya geri dönmesinin pek olası olmadığı uyarısında bulunuyor.
AB yetkilileri, bu adımların ABD ile ilişkilerde bir “kopuş”u (decoupling) değil, “risk azaltmayı” (de-risking) ifade ettiğini vurguluyor. Kopuş terimi, ekonomik ve stratejik bağlarda temiz bir ayrılığı ima ediyor.
Yakın zamana kadar her iki kavram da ağırlıklı olarak Avrupa’nın Çin’e olan bağımlılığını azaltma çabaları için kullanılıyordu. Şimdi ise Avrupa’nın en büyük ticaret ortağı ve güvenlik hamisi olan ABD için de gündeme geliyorlar.
Kopuş yönündeki hamleler henüz emekleme aşamasında. ABD, hâlâ açık ara farkla Avrupa’nın en büyük ticaret ortağı konumunda. Avrupa Komisyonu’nun eski başkanı Jean-Claude Juncker döneminde Komisyon’un ticaret departmanının başında bulunan Jean-Luc Demarty’ye göre, blokun Amerikan teknolojisi ve askeri desteğinden kurtulması yıllar alacak.
“ABD, ticaret açısından ihracatımızın önemli bir bölümünü temsil ediyor,” diyen Demarty, “Bu büyük bir pay ama yaşamla ölüm meselesi değil,” ifadelerini kullandı.
ABD’den uzaklaşıp çeşitlenme yönündeki itki, Brüksel’in son aylarda Latin Amerika’daki Mercosur bloğu, Hindistan ve Endonezya ile ticaret anlaşmaları imzalamasına yol açtı. Komisyon ayrıca Meksika ile olan anlaşmasını yeniledi ve Avustralya ile tıkanmış müzakereleri yeniden canlandırdı.
Avrupa’nın savunulması: NATO’dan AB’ye
Avrupa, II. Dünya Savaşı’nın küllerinden çıktıktan sonra güvenliğini büyük ölçüde NATO’ya dayandırdı — ki NATO’nun finansmanının aslan payını ABD üstleniyor.
Hırvatistan’ın Zagreb kentinde hafta sonu yapılan bir inzivada, Merz’in de aralarında bulunduğu muhafazakâr Avrupalı liderler, blokun yerli karşılıklı savunma maddesini güçlendirmenin zamanı geldiğini söyledi.
Bu madde, herhangi bir AB ülkesine saldırı olması halinde diğer üyelerin savunma yükümlülüğünü öngörüyor. 2009’dan beri yürürlükte olmasına rağmen, NATO’nun benzer işlev gören 5. Maddesi nedeniyle AB’nin 42.7 Maddesi nadiren gerekli görülüyordu.
Ancak Avrupa hükümetleri, ABD’nin gerçekten Avrupa’nın yardımına koşup koşmayacağından artık şüphe duymaya başladı.
Zagreb’de liderler, AB’nin yeni bir güvenlik aktörü rolünü benimsedi ve henüz isimleri açıklanmayan iki lidere, AB maddesini sözden çıkıp bağlayıcı bir güvenlik garantisine dönüştürecek planları hızla hazırlama görevi verdi.
“On yıllar boyunca bazı ülkeler ‘NATO var, neden paralel yapılara ihtiyacımız olsun?’ diyordu,” diyen ve zirve hazırlıkları hakkında konuşmak için isminin gizli kalmasını isteyen üst düzey bir AB diplomatı, Trump’ın Grönland’a yönelik tehditlerinden sonra “zorunlulukla karşı karşıyayız; AB içinde askeri komuta yapıları kurmamız gerekiyor,” dedi.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise geçen hafta AB milletvekillerine yaptığı konuşmada, Avrupa’nın ABD olmadan kendini savunabileceğine inananların “hayal görmeye devam etmesi gerektiğini” söyledi.
Avrupa, özellikle Ukrayna’nın Rusya’ya karşı mücadelesine verdiği destek bağlamında, ABD’nin askeri kabiliyetlerine büyük ölçüde bağımlı kalmayı sürdürüyor. Ancak bazı Avrupalılar artık ABD’ye olan maruziyeti azaltmanın bedelini açıkça konuşuyor — ve bunun yönetilebilir olduğunu söylüyor.
Teknoloji: Teams dışarı, Visio içeri
Ruh hâlindeki değişim en net biçimde teknolojide görülüyor. X, Meta ve Google gibi platformlara Avrupa’nın uzun süredir bağımlı olması, AB seçmenlerini rahatsız ediyordu; bu durum, blokun teknoloji mevzuatına verilen geniş destekten de anlaşılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hükümeti, kamu görevlilerinin ABD merkezli görüntülü konferans araçlarını kullanmasını yasaklamayı planlıyor. Almanya gibi diğer ülkeler de benzer adımları değerlendiriyor.
AB’nin teknoloji politikalarından sorumlu ismi Henna Virkkunen, geçen hafta bir POLITICO konferansında şunları söyledi: “Avrupa’nın bir bağımsızlık anı yaşadığı çok açık. Son bir yılda herkes, bazı kritik teknolojiler söz konusu olduğunda tek bir ülkeye ya da tek bir şirkete bağımlı olmamanın ne kadar önemli olduğunu gerçekten fark etti.”
Fransa, Google Meet, Zoom ve Teams dâhil olmak üzere Amerikan platformlarını kamu görevlilerine yasaklamaya hazırlanıyor. Yetkililer, Fransız şirketi Outscale’ın sağladığı altyapı üzerinde çalışan Visio adlı görüntülü konferans aracına geçecek.
Avrupa Parlamentosu’nda milletvekilleri, Başkan Roberta Metsola’ya ABD yazılım ve donanımlarını, ayrıca ABD merkezli bir seyahat rezervasyon aracını terk etmesi çağrısında bulunuyor.
Almanya’da siyasetçiler, ABD’li veri analiz şirketi Palantir’in yazılımlarına Alman ya da Avrupalı bir alternatif istiyor. SPD’li milletvekili ve polislik uzmanı Sebastian Fiedler, POLITICO’ya “Bu tür kilit teknolojilerdeki bağımlılıklar doğal olarak büyük bir sorun,” dedi.
Avrupa’nın daha ABD yanlısı ülkelerinden biri olan Hollanda’da bile, hassas teknolojilerin ABD etkisinden korunması yönünde milletvekilleri ve seçmenlerden artan çağrılar geliyor.
Hollandalı milletvekilleri, bir devlet kimlik doğrulama aracının bir ABD şirketi tarafından satın alınmasının engellenmesini talep eden ve 140 bin imza toplayan bir dilekçeyi inceliyor.
Ocak ayı sonunda İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Alman girişimci Anna Zeiter, Elon Musk’ın X platformuna rakip olabilecek, Avrupa merkezli “W” adlı bir sosyal medya platformunun lansmanını duyurdu.
Zeiter, Euronews’e yaptığı açıklamada W’nin verilerini “Avrupalı şirketlere ait Avrupa sunucularında” barındıracağını ve yatırımcılarını Avrupalılarla sınırlayacağını söyledi.
Şimdilik Brüksel bu tür adımları hukuka dökmüş değil. Ancak bulut ve yapay zekâ hizmetlerine ilişkin yaklaşan mevzuatın, blokun teknoloji tekliflerini Avrupalılaştırma ihtiyacına dair güçlü sinyaller vermesi bekleniyor.
Enerji: Çeşitlendirmenin zamanı
Enerjide de benzer bir eğilim görülüyor.
ABD, AB’nin gazının dörtte birinden fazlasını sağlıyor; Rusya’dan ithalatın tamamen yasaklanmasıyla bu payın daha da artması bekleniyor.
Ancak AB yetkilileri, Avrupa’nın başka bir alanda ABD’ye bağımlılığını artırma riskine dikkat çekiyor. AB Enerji Komiseri Dan Jørgensen, Trump’ın Grönland üzerindeki iddialarının AB için “açık bir uyanış çağrısı” olduğunu ve enerjinin artık jeopolitik eğilimlerden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
Grönland krizi, blokun “bir bağımlılığı diğeriyle değiştirme” riski taşıdığı yönündeki endişeleri pekiştirdi. Jørgensen, bu nedenle Brüksel’in Kanada, Katar ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkeleri de dâhil olmak üzere alternatif tedarikçilerle görüşmeleri yoğunlaştırdığını belirtti.
Finans: Avrupa ödeme sistemlerine geçiş
Ödeme sistemleri de inceleme altında. Milletvekilleri, Mastercard ve Visa gibi ABD merkezli ödeme sistemlerine aşırı bağımlılık konusunda uyarıda bulunuyor.
Avrupa Merkez Bankası’nın 2029’da çıkarmayı planladığı nakdin dijital bir versiyonu olan dijital euro, bu bağımlılıkları azaltmayı ve Avrupa genelinde egemen bir ödeme aracı sunmayı hedefliyor. AMB Başkanı Christine Lagarde geçen yıl, “Dijital euro ile Avrupalılar paralarının, tercihlerinin ve geleceklerinin kontrolünü ellerinde tutacak,” demişti.
Almanya’da bazı siyasetçiler, ülkenin New York Federal Rezerv Bankası’nda tuttuğu 1.236 ton altın rezervi konusunda alarm veriyor.
Liberal Hür Demokrat Parti’den Alman siyasetçi ve Parlamento’nun savunma komitesi başkanı Marie-Agnes Strack-Zimmermann, Der Spiegel’e verdiği demeçte, “Küresel belirsizliğin arttığı ve Başkan Trump döneminde ABD politikasının öngörülemez olduğu bir zamanda, bu kadar büyük bir altın rezervini ABD’de tutmak artık kabul edilemez,” dedi.
Birçok Avrupa ülkesi, AB kamu harcamalarında “Avrupa’dan satın al” maddeleriyle Avrupalı üreticilere öncelik verilmesini istiyor. Birkaç yıl öncesine kadar Polonya, Hollanda ya da Baltık ülkeleri bu tür maddelere asla razı olmazdı.
Ancak bugün bu ülkeler bile AB merkezli şirketlerden alım yapılmasını önceliklendiren çağrıları destekliyor.
Askeri yatırım: Kendi kapasitesini artırmak
Geçen yılın mayıs ayında sonuçlandırılan ve ülkelerin savunma yatırımlarını artırmalarına yardımcı olmayı amaçlayan 150 milyar avroluk AB programı, herhangi bir satın almadaki bileşenlerin maliyet bazında en fazla yüzde 35’inin AB dışından ve Norveç ile Ukrayna gibi ortak ülkelerden gelebileceğini öngörüyor. ABD bu plan kapsamında ortak ülke olarak kabul edilmiyor.
Şu anda Avrupa ülkeleri; gözetleme ve keşif, istihbarat, stratejik ulaştırma, füze savunması ve uzay tabanlı kabiliyetler dâhil olmak üzere askeri “kolaylaştırıcılar” konusunda büyük ölçüde ABD’ye bağımlı. Ancak güçlü muhafazakâr çatı grup olan Avrupa Halk Partisi, Avrupa’nın tam da bu alanlarda kendi kapasitesini hızla artırması gerektiğini söylüyor.
Zagreb’de EPP’li AB liderleri 2026 yol haritası üzerinde anlaşırken, “Avrupa’dan satın al” ilkesinin Komisyon’un yaklaşan ortak tedarik teklifine uygulanması gerektiğini belirttiler.
EPP’nin 2026 yol haritasının başlığı ise şöyle:
“Bağımsızlık zamanı.”
Euractiv