Avrupa, Türkiye'nin gelişmiş savunma sanayisini kritik kabiliyet açıklarını kapatmanın bir yolu olarak görüyor.
Washington'ın Avrupa'nın kendi savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi yönündeki baskısı, Avrupa başkentlerini komşu ülkelerle daha yakın savunma iş birliğine yöneltiyor.
Ancak konu Türkiye olduğunda bu hiç de kolay olmuyor. Ankara'nın uzun süredir AB dış politikasıyla farklı çizgide hareket etmesi ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs'a yönelik askeri müdahale tehditleri, sürdürülebilir bir stratejik ortaklığın önünü zorlaştırıyor.
Üstelik Avrupa bu konuda hiçbir zaman tek bir sesle konuşmuyor.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Türkiye'nin Avrupa güvenliğindeki "çok önemli rolünü" övdü. Buna karşın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Batı Balkan ülkelerinin AB'ye katılması gerektiğini savunurken bunun gerekçelerinden biri olarak Ankara'nın bölgedeki etkisini sınırlamayı gösterdi.
Bunun başlıca nedenlerinden biri, Türkiye'nin dış politika önceliklerinin Brüksel'de belirlenen önceliklerle her zaman örtüşmemesi. Örneğin Türkiye, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaş nedeniyle AB'nin uyguladığı yaptırımlara katılmadı. Aynı şekilde İran ve İran destekli gruplara yönelik tutumu da AB ile uyumlu değil.
'Onlar olmadan yaşayamayız'
Türkiye, deniz yetki alanları anlaşmazlıkları ve savaş tehdidi nedeniyle Yunanistan'ın; 1974'ten bu yana adanın bir bölümünün Türk kontrolünde bulunması nedeniyle de Kıbrıs'ın vetosu sonucunda, SAFE savunma kredi programı da dahil olmak üzere AB'nin tüm güvenlik ve savunma programlarının dışında tutuluyor.
Buna rağmen İstanbul merkezli IstanPol Enstitüsü'nden dış politika analisti Riccardo Gasco, AB'nin savunma mimarisinde Türkiye "olmadan yaşayamayacağını" savundu. Ona göre bu durum, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünü güçlendirmesiyle daha da belirgin hale geldi.
Türkiye, ABD'nin ardından NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip.
Ayrıca Suriye ve Ukrayna'da sahada test edilmiş, giderek daha fazla kendi kendine yeter hale gelen yerli savunma sanayisine ve İspanya, İtalya, Polonya ile Belçika dahil olmak üzere 10'dan fazla Avrupa ülkesiyle savunma sanayi anlaşmalarına sahip bulunuyor.
Gasco'ya göre Türkiye bu "savunma ivmesini" kullanacak ve NATO Zirvesi'nde daha fazla ikili savunma anlaşması yapılmasını teşvik edecek.
Ancak Avrupa özel sektörünün yeni savunma anlaşmaları imzalamak için uygun bir momentum bulunduğunu görmesine rağmen, siyasetin bu hızın gerisinde kaldığını söyledi.
Gasco, Türkiye'nin SAFE programına tam katılımının, AB'nin Türkiye ile savunma konularını bütüncül biçimde koordine etmesini sağlayacağını belirterek bunun mevcut ikili anlaşmalardaki parçalanmış yapıyı azaltacağını ifade etti.
Bununla birlikte, Yunanistan ve Kıbrıs'ın siyasi itirazlarının uzun vadede bu hedefin önünde önemli bir engel oluşturacağına dikkat çekti.
Koşulsuz destek yok
Atina'daki diplomatik kaynaklar, Ankara'nın son aylarda NATO Zirvesi öncesinde AB ülkelerini ikili savunma anlaşmalarını ilerletmeleri ve Avrupa'nın savunma ihtiyaçlarını siyasi anlaşmazlıklardan ayırmaları konusunda ikna etmeye çalıştığını belirtiyor.
NATO Uluslararası Personeli'nin eski yetkililerinden Ino Afentouli, Euractiv'e yaptığı açıklamada, AB ile Türkiye arasında "geri döndürülemez" bir savunma ilişkisinin mümkün olabileceğini ancak bunun belirli şartlara bağlanması gerektiğini söyledi.
"Koşulsuz bir çek verilmemeli" diyen Afentouli, Türkiye'deki muhalefete yönelik baskılar ile ülkenin Yunanistan ve G.Kıbrıs'a yönelik tutumunun da masaya yatırılması gerektiğini ifade etti.
Afentouli ayrıca Atina ve Lefkoşa'nın bölgesel güvenlik çıkarlarını güçlendirmek amacıyla Fransa gibi ülkelerle ittifaklar kurması gerektiğini savundu.
Türkiye'nin aksine Yunanistan, mali kriz yıllarında yerli savunma sanayisine yeterli yatırım yapmamıştı. Ancak şimdi sektörü yeniden canlandırmak amacıyla 28 milyar avroya kadar ulaşabilecek bir savunma programı başlatmış durumda ve bölgesel ittifaklar yoluyla ilerleme kaydediyor.
Örneğin Atina, aynı anda İsrail ve G.Kıbrıs ile üçlü savunma ortaklığını derinleştirirken bu durum Ankara'nın kendisini çevrelenmiş hissetmesine yol açıyor.
Türkiye-İsrail denklemi
Bu arada Türkiye ile İsrail arasındaki kırılgan ilişkiler de AB açısından durumu daha karmaşık hale getiriyor. Zaten Avrupa Birliği, Tel Aviv'in Orta Doğu'daki politikaları konusunda kendi içinde bölünmüş durumda.
Afentouli, "İşin ironik tarafı, İsrail'e olumsuz bakan birçok Avrupalı aynı zamanda Türkiye ile özel bir ortaklığı savunuyor" dedi.
Avrupa'nın İsrail ile mevcut hükümeti birbirinden ayırması gerektiğini belirten Afentouli, mevcut hükümetin "birkaç ay içinde değişebileceğini", oysa bunun "Türkiye'de son 20 yıldır yaşanmadığını" söyledi.
Atina, ABD yapımı F-35 savaş uçaklarını satın almaya hazırlanıyor. İsrail ise bu uçakları halihazırda kullanıyor.
Türkiye ise Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini satın alması nedeniyle F-35 programından çıkarılmış durumda. Buna rağmen Ankara yeniden programa dahil edilmek için girişimlerini sürdürüyor.
Washington, NATO Zirvesi'nde Türkiye için bazı "hediyeler" vaat etti. Ancak aynı zamanda Türkiye'nin F-35 programına geri dönmesinin bölgeyi istikrarsızlaştıracağını savunan Yunanistan ve İsrail'i de rahatsız etmek istemiyor.
Kudüs'ten bir güvenlik yetkilisi, Ankara'nın planladığı savunma alımlarının İsrail'in bölgedeki niteliksel askeri üstünlüğünü azaltabileceğini söyledi.
Bu sırada Ankara, NATO Zirvesi öncesinde söylemlerini sertleştirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in "insanlık için ortak bir sorun" olduğunu ifade etti.
İsrail hükümeti ise Brüksel'e, Türkiye'nin saldırgan tutumu ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hamas ile yakın ilişkileri karşısında sessiz kalmaması çağrısında bulundu.
İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli kısa süre önce yaptığı açıklamada, "AB'nin Erdoğan'ın neo-Osmanlıcı ve Hamas yanlısı gündemine karşı açık ve net bir şekilde ses çıkardığını duymuyorum" dedi.
Bununla birlikte Ankara'daki diplomatik kaynaklar, Yunanistan ve İsrail ile yaşanan gerilimleri küçümsemeye çalıştı.
Türkiye, İsrail ve Yunanistan'ın halihazırda seçim sürecine girdiğine dikkat çeken analistler, sert söylemlerin yakında yumuşayacağını düşünüyor.
Bir Türk diplomatik kaynak, "Konuşmamız gereken çok daha büyük meseleler ve daha geniş bir vizyonumuz var. Biz Somali'deyiz, Orta Asya'dayız, Avrupa'dayız; onların üzerindeyiz." dedi.
Gasco ise Türkiye'nin Hamas ile ilişkilerini ya da örgütün İstanbul'da ofisler bulundurduğu gerçeğini gizlemediğini ve bunun Avrupa açısından diplomatik görüşmelerde fayda sağlayabileceğini belirtti.
"Türkiye, Avrupa'nın ulaşamadığı yerlere ulaşabiliyor." diyen Gasco sözlerini şöyle tamamladı:
"Putin ya da Hamas ile diyalog kurulması gerektiğinde kime gidiyorsunuz? Sonuçta Ankara'ya geliyorlar, değil mi?"
Euractiv