Güvenilir bir Avrupa savunması, Avrupa müttefikleri ile Kanada’nın mevcut ivmeyi sürdürmesi hâlinde artık ulaşılabilir bir hedef olarak görülüyor.
Her NATO zirvesi kendi izini bırakır.
Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dolaşan dost canlısı beyaz Ankara kedilerinin ötesinde, Ankara’daki NATO Zirvesi; Ukrayna’nın ittifakın yanında sağlam biçimde konumlandığı ve Avrupa’nın daha fazla liderlik üstlendiği yeni bir NATO’nun şekillendiği zirve olarak hatırlanacak.
Kuşkusuz zirvede, ABD Başkanı Donald Trump’ın savunma harcamalarını yetersiz bulan müttefikleri sert şekilde eleştirdiği ve yük paylaşımında ilerleme sağlanmaması hâlinde ABD’nin NATO’dan çekilebileceğini ima ettiği 2018 Brüksel Zirvesi’nin izleri de hissedildi.
Ancak bu kez eleştirilerin hedefinde düşük savunma harcamaları nedeniyle İspanya, Grönland’ı ABD’ye bırakmayı reddettiği için Danimarka ve İran’a yönelik Amerikan askeri operasyonuna katılmayı reddeden diğer büyük müttefikler vardı.
Bununla birlikte Ankara Zirvesi nihayetinde beklentileri karşıladı. Yalnızca altı paragraftan oluşan kısa Zirve Bildirisi, hem “Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine” hem de “İran’ın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine tam olarak saygı göstermesi gerekliliğine” ilişkin güçlü bir dayanışma mesajı verdi.
Avrupa’daki NATO müttefikleri ile Kanada da ABD’ye olan bağımlılığı azaltma konusunda somut ilerleme sergiledi.
Açıklanan kararlar arasında, 2025 yılı için 90 milyar doların üzerinde ek savunma harcaması, ABD’nin NATO savunma planlarında bıraktığı boşlukların büyük ölçüde doldurulmasına yönelik yeni taahhütler ve entegre hava ve füze savunması, uzun menzilli hassas taarruz sistemleri ile yüksek irtifa keşif insansız hava araçları gibi kritik alanlarda 50 milyar doların üzerinde yeni tedarik programı yer aldı.
Ukrayna konusunda da olumlu gelişmeler yaşandı. Müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askeri yardım, ekipman ve eğitim desteği sözü verdi.
Ayrıca sürpriz ancak memnuniyetle karşılanan bir gelişmeyle Başkan Trump, Ukrayna’ya Rus balistik füze saldırılarına karşı büyük önem taşıyan Patriot hava savunma önleyici füzelerini üretme lisansı verileceğini açıkladı.
Bu ilerleme ve daha Avrupalı bir NATO’ya doğru gözle görülür dönüşüm dikkate alındığında, müttefiklerin bu ivmeyi nasıl sürdürebileceği ve bundan sonra hangi adımları atması gerektiği sorusu önem kazanıyor. Zirveden çıkarılması gereken üç temel ders bulunuyor.
İlk olarak zirve, varsayımsal senaryolarla mücadele etmek yerine somut sonuç üretmeye odaklanmanın önemini ortaya koydu.
ABD’nin liderlik ettiği ve askeri kapasitenin büyük bölümünü sağladığı eski NATO modelinin geri dönmesi beklenmiyor.
Avrupa müttefikleri ve Kanada daha fazla sorumluluk üstlenebilecek imkânlara sahipken, ABD de askeri ve ekonomik açıdan giderek daha fazla yük altında bulunuyor.
Daha dengeli bir ittifak, aynı zamanda daha dayanıklı bir ittifak olacaktır. Avrupa’nın daha fazla yetenek ve hareket alanı kazanması, onu ABD açısından daha güçlü ve daha değerli bir ortak hâline getirecektir.
Bazı müttefikler Trump’ın sert söylemlerini kendi hareketsizliklerine gerekçe göstermeye devam edebilir. Ancak daha akılcı ülkeler, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile İskandinav ve Baltık ülkeleri ve Almanya gibi örnek müttefiklerin izlediği pragmatik ve sonuç odaklı yaklaşımı benimseyerek daha Avrupalı bir NATO’nun inşasına katkı sağlayacaktır.
İkinci olarak zirve, güvenilir bir Avrupa savunmasının merkezinde Ukrayna’nın bulunduğunu teyit etti.
Zirve Bildirisi’nde yer alan “Ukrayna transatlantik güvenliğe katkı sağlamaktadır” ifadesi, Kiev’in NATO ile ilişkisini yeni bir seviyeye taşıyarak onu yalnızca bir ortak değil, aynı zamanda güvenlik sağlayan bir aktör olarak resmen tanımladı.
Bu yaklaşım, zirvede açıklanan savunma iş birliği projeleriyle de desteklendi. Bunlar arasında Ukrayna roket teknolojisi, Alman Hensoldt radarları ve Norveç komuta-kontrol sistemlerini bir araya getirecek.
Örneğin, Project Freya balistik füze savunma sistemi, Avrupa ve Körfez ülkeleriyle ortak drone üretim anlaşmaları ile Ukrayna’nın FP5 Flamingo füze sisteminin Avrupa savunma sanayisine entegrasyonu bulunuyor.
Bundan sonraki süreçte Ukrayna, NATO’nun savaş alanındaki harekât anlayışından yeni teknolojilerin mevcut platformlarla entegrasyonuna kadar birçok alanda belirleyici rol oynayabilir.
Ortak üretim ve ortak geliştirme modelleri sayesinde Ukrayna savunma sanayisi, Avrupa’nın daha düşük maliyetle daha büyük ölçekli üretim yapmasına ve yenilik geliştirmesine katkıda bulunabilir.
Üçüncü olarak Ankara Zirvesi, daha güçlü ve daha Avrupalı bir NATO’nun oluşturulmasında özel sektörün oynayacağı kritik rolü de kabul etti.
Zirve kapsamında düzenlenen NATO Savunma Sanayi Forumu (NSDIF26), açıklanan NATO-Sanayi İş Birliği Stratejisi ve NATO’nun toplu savunma açıkları ile kabiliyet hedeflerinin doğrudan savunma sanayisiyle paylaşılması kararı, sektörün artık yalnızca uygulayıcı değil, karar süreçlerinin de önemli bir parçası olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Kısa vadede bu yaklaşım, şirketlere üretim kapasitesini artırmaları ve yatırım yapmaları için ihtiyaç duydukları uzun vadeli öngörülebilirliği sağlayacaktır.
Zaman içinde kamu ve özel sektör arasındaki güven güçlendikçe, savunma tedarik süreçlerinde ihracat kısıtlamaları, fikri mülkiyet engelleri ve çevresel düzenlemeler gibi gereksiz bürokratik sorunların birlikte aşılması mümkün olacaktır.
Finlandiya, Polonya, Hollanda ve Birleşik Krallık tarafından açıklanan Çok Taraflı Savunma Mekanizması ile Kanada ve Lüksemburg’un öncülüğündeki Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası gibi yeni finansman girişimleri de Avrupa savunmasına yapılacak yatırımların yalnızca değişen hükümetlerin siyasi tercihlerine veya bütçe önceliklerine bağlı kalmayacağı yönünde yatırımcılara güvence sunuyor.
Sonuç olarak Ankara Zirvesi, beklenenin aksine bir başarısızlık değil; Avrupa müttefikleri ile Kanada’nın transatlantik güvenliğe yönelik tehdidin ciddiyetini ve daha fazla savunma harcamasıyla Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini artık benimsediğini gösteren önemli işaretler verdi.
Sonuç odaklı bir yaklaşımın, Ukrayna’nın deneyimi ve özel sektörün üretim gücüyle birleşmesi, daha güçlü ve daha Avrupalı bir NATO hedefinin hayata geçirilmesini mümkün kılacaktır.
Euractiv