Avrupa’daki şirketler, ABD Başkanı Donald Trump’ın bir gün kıtaya yönelik “fişi çekebileceği” korkusu nedeniyle Amerikan teknolojisine olan bağımlılıklarını giderek daha fazla sorguluyor.
Dijital egemenlik üzerine hazırladığımız serinin ikinci bölümünde, Avrupa’nın Amerikan Büyük Teknoloji şirketlerine bağımlılığının yarattığı tehlikelere ve ABD’den kopuşun neden söylendiği kadar kolay olmadığına bakıyoruz.
Bir Alman iş dünyası lobisi, bilişim yöneticilerine ABD teknolojisine erişim olmadan nasıl ayakta kalabileceklerini sorduğunda, aldıkları yanıt Avrupa özerkliğini savunanlar için sarsıcı bir gerçeklik kontrolü sundu.
Almanya’nın en büyük dijital sektör birliği olan Bitkom tarafından geçen yıl yapılan ankete göre, katılımcıların yüzde 95’inden fazlası, ABD dijital teknolojilerine ve hizmetlerine erişimi keserse iki yıl içinde ayakta kalamayacaklarını söyledi.
Önceki anketlerle karşılaştırıldığında, Bitkom’un bulguları, Trump yönetimi ile Avrupa arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde Alman şirketlerinin dayanıklılığına dair karamsarlığın büyüdüğüne işaret etti.
Airbus’ın egemen siber güvenlik çözümleri konusunda uzmanlaşmış iştiraki Stormshield’in küresel satış direktörü Bertrand Trastour’a göre, transatlantik ilişkilerde daha derin bir kopuş yaşanması hâlinde Avrupa şirketlerinin “yan hasar” hâline gelmesinden yaygın biçimde endişe ediliyor.
Trastour, “Bu açıkça insanların zihninde. Şu anda bir Amerikan akıllı telefonu kullanıyorum. Onsuz ne yapardık? Belirli ekipman türleri için Avrupa’da uygulanabilir alternatiflerimiz yok.” ” diye kabul ediyor.
Akıllı telefonlar, çipler, yazılım
Bitkom anketine göre, Apple veya Google gibi şirketlerden gelen yüksek teknoloji ürünlerinde ani bir kıtlık yaşanması, Alman iş dünyasının dile getirdiği temel kaygılardan biri. ABD yapımı akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar ya da tabletler olmadan faaliyet göstermek onlar için düşünülemez.
Avrupa şirketlerinin bağımlı olduğu tek şey Amerikan donanımı değil. Trastour, “ABD’li yazılım yayıncılarının Avrupalı şirketlere sağladıkları lisansları askıya alması durumunda ne olacağını merak ediyor insan,” diyor.
Örneğin Kaliforniya merkezli Salesforce’un sunduğu müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) araçlarına erişim olmadan, Avrupa’daki pek çok fabrika faaliyetlerini ciddi biçimde küçültmek zorunda kalır ve bu da işten çıkarmalara yol açar.
Washington, Çin’in yapay zekâ endüstrisinin yükselişini sınırlamak için daha önce attığı adımlara benzer biçimde, belirli ileri teknolojilere ihracat kısıtlamaları getirmeyi de tercih edebilir.
Innovation Makers Alliance’ın baş strateji sorumlusu Christophe Grosbost’a göre, çip ihracatının Avrupa’ya sınırlandırılması, kıtadaki araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ciddi biçimde kısıtlar.
Grosbost, “Bilgilerin depolandığı ve yapay zekâ modellerinin eğitildiği veri merkezlerini çalıştırmak için kullanılan, ağırlıklı olarak Nvidia tarafından satılan grafik işlemcilere (GPU) büyük ölçüde bağımlıyız,” diye açıklıyor.
“Kopuşun” maliyetleri
Ancak Trastour’a göre Avrupa şirketleri tamamen çaresiz değil. Onun şirketi, kesin biçimde “Fransız ya da Avrupa yapımı” olan siber güvenlik çözümleri sunuyor.
Trastour, “Amaç teknolojik özerklik inşa etmek,” diye açıklıyor. “ABD teknolojisinden tamamen vazgeçemeyiz, ancak Avrupa’ya ait işlevsel yapı taşlarını [belirli işlevleri yerine getiren yazılımlar] kullanarak, belli bir dayanıklılık düzeyi sunan teknolojik bir bileşim oluşturabiliriz.”
Uzmanlar, çoğu pek bilinmeyen çok sayıda Avrupa aracı ve hizmetine işaret ediyor.
Bulgaristanlı Emil Ivov tarafından geliştirilen işbirliğine dayalı iletişim aracı Jitsi, Microsoft Teams’e bir alternatif olarak gösteriliyor.
Fransa’nın OVH’si ve İsviçre’nin Infomaniak’ı gibi Avrupalı bulut sağlayıcıları, Kuzey Amerika merkezli büyük firmalara karşı uygulanabilir rakipler olarak öne çıkıyor.
Fransız hükümeti, Ocak ayı sonunda, 2,5 milyon kamu görevlisinin 2027’ye kadar Zoom, Microsoft Teams ve benzeri uygulamaları bırakacağını; bunun yerine yerli bir video konferans sistemi olan Visio’yu kullanacağını açıkladı.
Aranan: ABD’li Büyük Teknoloji’ye alternatifler
Trump yönetimi bir zamanlar “alternatif gerçekleri” savunmuş olabilir, ancak Amerika’nın Büyük Teknoloji şirketleri kendi araç ve platformlarına alternatifleri pek sevmez.
Almanya merkezli Bertelsmann Vakfı’na bağlı Teknolojik Dayanıklılık ve Egemenlik Avrupa Ağı’nın başkanı Martin Hullin, Rakipler tekel suçlamalarını savuşturmak zorunda kalsa da, “teknoloji devlerinin on yıllardır kamuoyunun üzerine boca ettiği devasa pazarlama bütçeleri” nedeniyle büyük ölçüde görünmez kalıyorlar, diyor.
Gmail, Word, X, Chrome ve Apple’ın ötesinde bir dünya var.
Özellikle Avrupa, teknoloji danışmanlık firması UBCOM’un CEO’su ve Avrupa teknolojik bağımsızlığının önde gelen savunucularından Frans Imbert-Vier’e göre, “bazen Amerikan muadillerinden daha kaliteli olan, çok ilginç fikirler ve ürünler geliştiren pek çok küçük şirkete” ev sahipliği yapıyor.
Zor olan, çoğu zaman onları bulmak. Örneğin WhatsApp ve kısa mesajlaşmaya Fransız bir alternatif olan Olvid’i kim duymuştur?
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “start-up nation” sloganıyla örnek olmaya çalıştı. Hükümeti, Amerikan kontrolünden çıkmak amacıyla yerli dijital araçlardan oluşan kapsamlı bir set geliştirdi; Teams’in yerine “Visio”, Google Drive’ın yerine “Files”, WeTransfer’ın yerine ise “FranceTransfer” getirilmesi hedefleniyor.
AB–ABD ilişkilerinin gerilmesiyle teknolojik egemenliğe yönelik ilginin yeniden artması üzerine, alandaki bazı uzmanlar çevrim içi olarak alternatif çözümler katalogları yayımladı.
Avusturyalı yazılım geliştirici Constantin Graf, her bir Amerikan yazılım programı için neredeyse kapsamlı bir Avrupa alternatifleri listesi hazırladı. Daha az kapsamlı ama daha eğitici olan Alman “Digital Independence Day” projesi ise, örneğin PayPal’dan Avrupa mobil ödeme sistemi Wero’ya nasıl geçileceğine dair adım adım talimatlar sunuyor.
Ancak özellikle uluslararası faaliyet gösteren büyük şirketler için, ABD araçları ve sistemlerini bırakıp Avrupa alternatiflerine yönelmek hiç de kolay değil, diye uyarıyor Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’ne (CNRS) bağlı İnternet ve Toplum Merkezi’nin başkanı Francesca Musiani.
Musiani, “Büyük uluslararası şirketler, tüm verimlilik çerçevelerini bulut, işbirliği araçları (Teams gibi), CRM ve yapay zekâ gibi son derece entegre Amerikan ‘tuğlalarından’ oluşan bir yığın üzerine kurma eğilimindedir,” diye açıklıyor.
Bu “tuğlalardan” birinin çıkarılması, tüm sistemi istikrarsızlaştırma riski taşır.
Musiani’ye göre, kamu kurumlarının aksine, özel şirketler “kısa vadede daha pahalı ya da daha az verimli olabilen alternatif çözümleri seçmeyi haklı çıkarmak için her zaman egemenlik ya da ulusal güvenlik gerekçelerine başvuramaz”.
Ayrıca, İsveç Araştırma Enstitüleri’nde (RISE) dijital egemenlik ve inovasyon uzmanı Johan Linaker’ın belirttiği gibi, büyük oyuncular binlerce çalışanı yeni sistemlere taşımak ve yeniden eğitmek yerine “riskten kaçınma eğiliminde” ve statükoyu sürdürmeye yatkın.
Bu muhafazakâr kültür, Avrupa çözümlerine hızlı bir geçiş gerektiğinde “ters etki yaratabilir”.
Daha küçük ve çevik şirketler teknolojik özerklik trenine daha hızlı atlayabilir, ancak onların da yolu engebeli olacaktır.
UBCOM CEO’su ve Avrupa teknolojik bağımsızlığının savunucusu Frans Imbert-Vier, “Bu bir gecede olmayacak ve eğitim, araştırma ve satın almalara yatırım gerektirecek,” diyor.
Amerikan teknolojisinden kopuşun bu tür “görünmez maliyetlerine” dikkat çeken Musiani, sürecin “hatalara, hayal kırıklıklarına ve verimlilik kayıplarına” yol açabileceğini; bunun da özellikle ABD ile rekabet karşısında “rekabet gücü kaybı” anlamına geldiğini söylüyor.
Kısa vadeli düşünce
Bu geçişi kolaylaştırma görevinin Avrupa otoritelerine düştüğünü söylüyor Imbert-Vier.
UBCOM CEO’su, “2024’te Avrupa Birliği 111 milyar avroluk Amerikan teknolojisi satın aldı,” diyor ve bu harcamanın bir bölümünün “Avrupa inovasyonunu desteklemeye yönlendirilebileceğini” savunuyor.
Bertelsmann Vakfı’ndaki Avrupa Teknolojik Dayanıklılık ve Egemenlik Ağı’nın direktörü Martin Hullin ise, tek bir hizmet sağlayıcıya — yani ABD’ye — bağlı kalmanın “son derece kısa vadeli bir düşünce” olduğunu ve uzun vadede verimlilik açısından risk taşıdığını belirtiyor.
Hullin’e göre şirketlerin, kısa vadede maliyetli olabilecek ama nihayetinde onları daha dayanıklı kılacak kararları alma cesaretini göstermesi gerekiyor.
Hullin ve diğer ekonomistler tarafından geçen yıl yayımlanan bir araştırma, Avrupa’nın teknolojide ekonomik egemenlik kurabilmesi için 10 yıl içinde yaklaşık 300 milyar avro yatırım yapması gerektiği sonucuna vardı.
Ancak uzmanlar, bunun yapılmamasının uzun vadede çok daha pahalıya mal olabileceği uyarısında bulunuyor.
Trastour, “Kopuşun bir ekonomik maliyeti var, ancak Atlantik’in ötesindeki bir tekele aşırı bağımlı olmanın maliyeti muhtemelen daha da büyük,” diyor.
“Bu stratejik bir karar ve şimdi alınması gerekiyor.”
France 24