İkinci Kararı Kimden Alacağız?
Duayen Hukukçu Senih ÖZAY, "Tayfun Kahraman kararı ve bağlayıcı kararı uygulamayan yargının sorumluluğu"nu TGM için kaleme aldı. Keyifli Okumalar.
Bir karşıoydan vazgeçmemek
Yüksek yargıçlara güven duyduğumu söyleyemem. Elli üç buçuk yıllık avukatlığın sonunda, yargının kendisini nasıl koruduğunu, insanı nasıl beklettiğini, kimi zaman kendi koyduğu ölçüyü nasıl terk ettiğini gördüm.
Buna rağmen tek bir üyenin karşı oyunu yaratma çabasından vazgeçmedim. Bir gerekçenin bir yargıcın zihninde yer etmesini, çoğunluğun rahatlığını bozmasını, dosyaya başka bir ses girmesini önemsedim.
Çünkü karşı oy, o gün cezaevi kapısını açmasa da kararın itirazsız verilmediğini kayda geçirir. Gelecekte başka bir yargıcın dayanabileceği gerekçeyi bugünden kurabilir. Fakat karşı oyu değerli kılan bu imkân, çoğunluğun verdiği bağlayıcı kararın uygulanmamasını kabullenmeye götüremez. Bir oy için uğraştığımız yerde, kazanılmış kararın karşılıksız bırakılmasına razı olmayacağız.
Şimdi sorumuz daha ağır: Anayasa Mahkemesinde haklı çıktık. Bu kararın uygulanması için yeniden Anayasa Mahkemesine gittik. İkinci kez de haklı çıktık. Peki, hakkımızı almak için üçüncü kararı kimden alacağız?
Kararın önüne dikilen mahkeme
Anayasa Mahkemesinin Tayfun Kahraman Başvurusu (2) kararı, bu soruyu somut bir dosyanın içinden önümüze koyuyor. 2 Nisan 2026 tarihli karar, 6 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Dosyada ilk ihlal kararı 31 Temmuz 2025’te verilmişti. AYM, mahkûmiyet gerekçesindeki ve savunma imkânlarındaki eksiklikler nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirlemiş, yeniden yargılama yapılmasını istemişti. [1]
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2025’te yeniden yargılama talebini reddetti. AYM’nin kanun yolu incelemesi yaparak yetki gasbında bulunduğunu ileri sürdü. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi de 11 Kasım 2025’te itirazı reddetti. Böylece ihlali gidermesi gereken yargı faaliyeti, ihlalin sürdürülmesinin aracına dönüştü.
İkinci başvuruda AYM, bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının süregelen ihlaline ilişkin karar ise oyçokluğuyla alındı. Karar yeniden yargılama işlemlerine başlanması için aynı mahkemeye gönderildi; ayrıca HSK’ya bildirim ve 100.000 TL manevi tazminat öngörüldü. [1]
Oybirliğinin altını özellikle çiziyorum. Adil yargılanma hakkının yeniden ihlal edilmiş sayılmasına karşı çıkan dört üye de bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğini kabul ediyor. Bu dosyada uygulamama davranışının doğurduğu anayasal ihlal konusunda karşıoy yok. Ayrılık, ihlalin hangi haklar bakımından ayrıca nitelendirileceğinde.
Kararın hukuki kapsamını doğru söyleyelim: Çoğunluk doğrudan tahliyeye veya beraate hükmetmiyor; yeniden yargılama işlemlerinin başlatılmasını zorunlu görüyor. İnfazın durdurulması ve tahliye taleplerini bu aşamada incelemiyor.
Bunu açıkça belirtmek, kararın gücünü azaltmaz. Tam tersine, tartışmayı mahkemenin yerine getirmediği kesin yükümlülüğün üzerine toplar.
Bağımsızlığın anayasal sınırı
Yargıç bağımsızlığını savunuyoruz. Devletin, sermayenin, kalabalığın, gazete manşetinin ve meslek içi hiyerarşinin karşısında bağımsızlığını savunuyoruz. Bu bağımsızlık için toplumun ödediği bedelleri de biliyoruz.
Bağımsız yargıç, kendi gücünün sınırını tanımak zorundadır. Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı kararı uygulamamak, bağımsızlığın genişlemesi değildir. O anda yargıç, kendisini denetleyen anayasal düzenin üzerine çıkmaktadır.
Bir yargıç AYM kararını yanlış bulabilir. Çok yanlış bulabilir. Gerekçesini eleştirebilir, hukuk dünyasını o gerekçenin yanlışlığına ikna etmeye çalışabilir. Dergilerde yazsın görüşlerini. Fakat eleştirisinin bedelini dosyadaki insana ödetemez.
AYM, ikinci Kahraman kararında bu sınırı açıkça gösteriyor: Yeniden yargılama sebebinin bulunup bulunmadığı konusunda derece mahkemesinin takdir yetkisi yoktur. Taraflardan yeni bir başvuru beklemeden işlemleri başlatması gerekir. AYM kararının uygunluğunu sorgulamak, ihlalin sonuçlarını gidermekle yükümlü mahkemenin görevi değildir. [1]
Bir orman, mahkemeler arasındaki yetki tartışmasının sonuna kadar ayakta bekleyemez. Depremzedenin hayatı, kurumların birbirine cevap yetiştirme süresine göre yeniden kurulamaz. Cezaevindeki insanın günü de yargının kendi iç yazışmasının süresi değildir. Geçen zaman onun hayatından geçmektedir.
Karşıoyun açtığı sorumluluk alanı
Bu kararın ek gerekçeleri ve karşıoyları, mücadeleye yeni dayanaklar veriyor. Engin Yıldırım, Selahaddin Menteş ve Kenan Yaşar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının da ihlal edildiği görüşünde. Yusuf Şevki Hakyemez de özgürlük kaybının ayrıca incelenmesi gerektiğini savunuyor. Bunlar çoğunluğun hükmü değil; fakat yaşananın yalnızca bir usul tartışmasına sığdırılamayacağını gösteren hukuki itirazlar. [1]
Hakyemez’in ek gerekçesinde daha da somut bir karşılaştırma var: Aynı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ruken Gündüz dosyasında AYM’nin ihlal kararı üzerine infazı durdurmuş, yeniden yargılama yapmış ve beraat kararı vermiş. Kahraman dosyasında ise yeniden yargılama kapısını kapatmış. Üye, bu karşılaştırmadan hareketle davranışı keyfi ve seçmeci buluyor. [1]
Burada sorulması gereken soru, mahkemenin yeniden yargılamanın ne olduğunu bilip bilmediğinin ötesine geçiyor. Bildiği ve daha önce uyguladığı anayasal yükümlülüğü bu dosyada neden yerine getirmiyor? Aynı mahkeme demek her zaman aynı hâkimler demek değildir; kişisel sorumluluk ayrıca belirlenir. Ancak kurumsal tutarsızlık ortadadır ve açıklama beklemektedir.
Siyasi kasıt veya talimat bulunduğunu, yalnızca hukuka aykırı karardan hareketle ispatlanmış sayamayız. Buna karşılık talimatın belgesini bulamamak, yapılanı görünmez kılmaz. Açık ihlal kararı, onu uygulamayan gerekçeli ret ve süren hak kaybı zaten önümüzdedir. Sorumluluğu tartışmaya başlamak için gizli bir emrin ortaya çıkmasını beklemek zorunda değiliz.
Hakyemez, HSK’nın ve ilgili makamların gerekli cezai, idari ve hukuki süreçleri işletmesi gerektiğini de söylüyor. Bu değerlendirmeyi kesinleşmiş bir ceza hükmüne çeviremeyiz. Fakat onu, sorumluluğun araştırılması yönünde açık bir anayasal uyarı olarak okuyabiliriz. [1]
HSK ölçütü insanın hayatına ne zaman değecek
HSK’nın elinde araç bulunuyor. 4 Aralık 2019 tarihli 530 ve 531/Terfi sayılı kararlarla, AYM ve AİHM önünde ihlale sebebiyet verilmesi, ihlalin niteliği ve ağırlığı ile hakların korunması yönündeki gayret terfi ölçütlerine eklendi. HSK’nın stratejik planı bunu açıkça kaydediyor. [2]
Bu, her ihlal kararının otomatik olarak terfi engeli veya disiplin cezası doğurduğu anlamına gelmez. Hukuki yorumdaki yanılgı ile kendisine ulaşmış bağlayıcı kararı yerine getirmemeyi ayırmak gerekir. HSK’nın takdiri de bu ayrımı görünür ve gerekçeli biçimde yapmak zorundadır.
16 Eylül 2026 tarihli 1152 sayılı karar, terfi, teftiş ve disiplin sonuçlarından kaynaklanan göstergelerin atama hizmet puanına yansıtılmasını da öngörüyor. Etkinin esasları ayrıca belirlenecek; sistem 2027 ana kararnamesiyle uygulanacak. Dolayısıyla bugün için AYM kararını uygulamayan yargıcın puanının belirli miktarda kesildiğini söyleyemeyiz. [3]
Üstelik yeni karar; mahkeme başkanlığı, başsavcılık, bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri gibi çeşitli görevlere atamaları puan sıralaması esasından muaf tutuyor. Yeni puan sisteminin varlığını, bütün kariyer yollarına yayılmış eksiksiz bir sorumluluk düzeni gibi sunamayız. [3]
HSK’nın 2025 Faaliyet Raporu da kriterlerin niteliği ölçmekte istenen seviyede olmadığını, teftişte ihtisaslaşmanın sağlanamadığını, bilgi paylaşımının yetersizliğini ve disiplin sürecinin güncellenmediğini kendi zayıflıkları arasında sayıyor. [4]
Öyleyse düzenlemenin varlığını göstermek yetmez. Bu ölçüt kaç kez kullanıldı? Açıkça uygulanmayan karar karşısında ne yapıldı? Hangi tekrar önlendi? Hakkın kapıda bırakıldığı yerde sorumluluğun kapıdan içeri girip girmediğini bilmek istiyoruz.
Kahraman kararının HSK’ya gönderilmesi, kendiliğinden soruşturma açıldığının veya yaptırım uygulandığının kanıtı değildir. Bildirim ile sonuç arasındaki mesafeyi kapatmak HSK’nın görevidir. Kamunun önüne, kişisel veriler korunarak, bu bildirimlerin hangi incelemeye ve hangi sonuca bağlandığını gösteren açıklamalar konulmalıdır.
Her bozulan kararın arkasından yargıcı cezalandıran bir sistem istemiyoruz. Böyle bir sistem yargıcı korkutur, düşünceyi kısırlaştırır. Ancak bu kaygıyı, açık yükümlülüğü yerine getirmeyen yargıcı koruyan sınırsız bir örtüye de çeviremeyiz. Yargıcın güvencesi ile yurttaşın güvencesi birlikte yaşayacak. Birinin varlığı ötekinin yokluğu üzerine kurulamaz.
Baroların ortak sözü
Meslektaşlarımıza da bir sözümüz var. Baroların işi, avukatları sonsuz başvuru koridorunda daha hızlı yürütmekle sınırlı kalamaz. Avukatın emeği, devletin yerine getirmediği görevi ömür boyu hatırlatma hizmetine dönüşemez.
İstanbul Barosu bu konuda söz ve eylem üretecekse, TBB ve diğer barolarla birlikte hedefi açık koymalıdır: Bağlayıcı kararı uygulamama davranışının yargısal bir seçenek olarak yerleşmesine izin vermemek. Bir açıklamanın ardından dağılan ilgi, kararı yerine getirmeyen kuruma rahatlık sağlar.
Barolar HSK’dan, AYM’nin yaptığı bildirimlerin nasıl ele alındığını, terfi ve denetim ölçütlerinin hangi sonuçları doğurduğunu açıklamasını istemelidir.
Gizli soruşturma ayrıntıları veya kişisel veriler talep etmeden, inceleme sayıları, sonuç türleri ve tekrarları önleyici tedbirler hakkında düzenli bilgi istenebilir. Yanıt verilmezse, bu yanıtsızlık da kamunun önüne konulmalıdır.
Özgürlük kaybını konu alan karşıoylar, hukuk fakültelerinde ve meslek içi toplantılarda tartışılmalıdır. AYM kararını uygulamanın isteğe bağlı olmadığını söyleyen ortak meslek tutumu, yargıç ve savcıların kendi meslek örgütlerinden de gelmelidir. Bağlayıcı kararı uygulamak için cesaret göstermek zorunda bırakılan yargıç yalnız kalmamalıdır.
İstediğim, milyonlarca dosyayı avukatlara tek tek izleten yeni bir bürokrasi değil. Kurumların kendi anayasal görevlerini yapmasını sağlayacak ortak bir mesleki irade. Her mağdurun aynı kapıyı yeniden aşındırmasını olağan sayan anlayış değişmedikçe, başvuru sayısını artırmakla sorunu çözemeyiz.
Yargıçlara son söz
Bu yazıyı okuyanlardan bazıları “Ben yapmıyorum, bana söylenmedi” diyecektir. Evet, yapmayanlar vardır. Hakkı koruyan, baskıya boyun eğmeyen, kararın gereğini yerine getiren yargıçlar vardır. Ama mesleğinizin içindeki bu davranış karşısında hepinizin söyleyeceği bir söz olmalı.
Bağlayıcı kararı uygulamayanlara ise doğrudan söylüyorum: Yapmayın. Karar önünüze geldiğinde dosyanın içindeki insanı yeniden beklemeye mahkûm etmeyin. Cübbenin ağırlığını, hakkını arayanın omzuna yüklemeyin. Ayıptır. Vebaldir. Çünkü geçen zaman onun hayatından geçmektedir.
Hatanın giderileceği yerde, hatanın koruyucusu belirmesin. Elli üç buçuk yıl boyunca bir karşıoyun imkânını aradım. Şimdi çoğunluğun verdiği kararın gereğini arıyoruz. Kazanılmış kararı uygulattırabilmek için bitmeyen yeni davalar açmak, yurttaşın olağan kaderi olamaz.
Bu davranış yerleştiğinde adalet arayan insana şu öğretilir: Haklı çıkabilirsin; hakkını yine de alamayabilirsin. Bir toplumun hukuktan öğreneceği en yıkıcı derslerden biridir bu.
Yargıçlar, insanlara bunu öğretmeyin.
Kaynaklar
[1] Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Tayfun Kahraman Başvurusu (2), B. No: 2025/57667, 2/4/2026; Resmî Gazete, 6/10/2026, sayı 33392. Özellikle §§ 9–14, 43, 62–83 ve hüküm; İrfan Fidan, Muhterem İnce, Yılmaz Akçil ve Ömer Çınar’ın karşıoyu; Engin Yıldırım, Selahaddin Menteş ve Kenan Yaşar’ın ek gerekçe ve karşıoyu; Yusuf Şevki Hakyemez’in ek gerekçe ve karşıoyu, özellikle §§ 38–42, 49–63 ve 64–74. İlk karar: Tayfun Kahraman, B. No: 2023/98215, 31/7/2025; gerekçesinin ilgili bölümleri ikinci kararda aktarılmıştır.
[2] HSK 2022–2026 Stratejik Planı, s. 39; 4/12/2019 tarihli 530–531/Terfi sayılı kararlarla ilke kararlarına eklenen ölçüt. https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/0408202214562022-2026-stratejik-planipdf.pdf
[3] HSK Genel Kurulu, 16/9/2026 tarihli 1152 sayılı karar, özellikle maddeler 3, 6 ve 8; HSK’nın 18/9/2026 tarihli hizmet puanı duyurusu. https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/180920261631h-kimler-ve-savcilar-kurulu-genel-kurul-kararipdf.pdf
[4] HSK 2025 Yılı Faaliyet Raporu, basılı s. 152, Kurumsal Kabiliyet ve Kapasitenin Değerlendirilmesi, Zayıflıklar. https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/0303202616262025-yili-faaliyet-raporupdf.pdf
Senih ÖZAY