Ulusal Birlik lideri, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıyı yarıya indirmeyi hedefleyeceğini söyledi.
Jordan Bardella’nın Brüksel’e bir uyarısı var: Fransa’nın aşırı sağı NATO konusundaki tutumunu yumuşatıyor olabilir, ancak Avrupa Birliği konusunda aynı şey geçerli değil.
Fransa’daki cumhurbaşkanlığı yarışının önde gelen isimlerinden Bardella, AB’nin uzun vadeli bütçesine meydan okuyacağını, Fransa’nın Brüksel’e yaptığı katkıyı azaltacağını ve birliğin işleyişini yeniden şekillendirmek için milliyetçi hükümetlerle ittifaklar kuracağını söyledi.
Avrupa Parlamentosu üyesi ve Fransa’nın aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin başkanı olan Bardella şunları söyledi:
“Avrupa Birliği’nin temsil ettiği şeyler — kuruluş felsefesi — olumlu küreselleşme, mutlak piyasa gücü, kontrolsüz göç, ekonomik gerileme ve ekonomi, işletmeler ile Avrupa sanayisi üzerindeki aşırı düzenlemeler; bütün bunlar son derece eskimiş durumda. Bütün bunlar modası geçmiş ve artık geçerliliğini yitirmiştir.”
“Bu nedenle Avrupa Birliği’nin işleyiş biçimini değiştirmeliyiz.”
Bardella’nın sözleri, onu akıl hocası Marine Le Pen’e göre daha uzlaşmacı ve daha az çatışmacı gören, AB’yi dağıtmaya çalışmaktansa onunla uzlaşma arayacağına inanan Avrupa ortaklarını rahatlatacak türden değil.
Polonya ziyareti öncesinde gerçekleştirilen röportajda Bardella, Ulusal Birlik’in NATO’ya ve Avrupa’nın doğu kanadındaki güvenlik taahhütlerine yaklaşımı konusunda müttefikleri rahatlatmaya çalıştı. Ancak AB söz konusu olduğunda birliği kökten değiştirmek istediğini açıkça ortaya koydu.
Bu da, onun İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi Brüksel’le uzlaşan bir lider mi, yoksa AB mekanizmasını sık sık kilitleyen eski Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a daha yakın bir çizgide mi olacağı sorusunu yeniden gündeme getirdi.
“Avrupa Birliği’nden ayrılmak istemiyoruz” dedi Bardella.
“Hiçbir şeyi yıkmadan her şeyi değiştirmek istiyoruz.”
AB Bütçesi İlk Mücadele Alanı Olacak
Aşırı sağcı lider, AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesini ilk büyük mücadele alanı olarak gösterdi.
Brüksel’de birçok kişi bütçe müzakerelerini yıl sonundan önce tamamlamayı umarken Bardella, bu takvimi Fransa’da olası bir siyasi değişim yaşanmadan önce harcama planlarını kilitleme girişimi olarak nitelendirdi.
“Amaç açıkça, Fransa’daki olası bir çoğunluk değişiminden önce bütçeyi kilitlemek.”
Bunu “son derece anti-demokratik” olarak tanımlayan Bardella şöyle devam etti:
“Bir sonraki Fransız yürütme organı, kim olursa olsun, bu bütçe hakkında söz sahibi olmalıdır. Çünkü bu bütçe Fransa’yı, Fransız halkının geleceğini ve vatandaşlarımızın bütçesini uzun yıllar boyunca bağlayacaktır.”
“Fransa’nın Katkısını Yarıya İndireceğiz”
Bardella, daha önceki açıklamalarından da ileri giderek Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıyı derhal “yarıya indirmeye çalışacağını” söyledi.
Katkı payının “akıl dışı bir hızla arttığını” savunan Bardella, talebini Almanya ve Hollanda gibi bazı zengin AB ülkelerinin bütçe katkılarında elde ettiği indirimlere benzetti.
“Fransızların parasını Fransızlara geri vereceğiz. Çünkü Fransa saygı gören ve çıkarlarını savunan bir ülke olmak zorundadır.”
Avrupa Komisyonu’na da seslenen Bardella, daha fazla para bulunmak isteniyorsa bunun Komisyonun işletme giderlerinden karşılanması gerektiğini söyledi.
Bu söylem, Brexit döneminde Nigel Farage’ın kullandığı ve Brüksel’den kopuşun ulusal mali kontrolü geri kazandıracağını savunan argümanları hatırlatıyor. Ancak Bardella bunu, AB’nin kurucu üyelerinden ve kamu maliyesi zaten ciddi baskı altında olan Fransa’da dile getiriyor.
Avrupa Çapında Bir Siyasi Hamle
7 Temmuz’da Bardella, partisinin gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimindeki adayı olup olmayacağını öğrenecek.
Aynı gün bir temyiz mahkemesinin Marine Le Pen hakkındaki zimmete para geçirme mahkûmiyetini ve beraberindeki beş yıllık kamu görevinden men cezasını onayıp onamayacağına karar vermesi bekleniyor.
Eğer aday gösterilirse, Bardella’nın ilk turu kazanmasının muhtemel olduğu değerlendiriliyor. İlk anketler, ikinci turda da rakiplerini geçebileceğini gösteriyor; ancak merkez adaylara karşı fark oldukça dar.
Polonya ziyareti de Bardella’nın potansiyel müttefikler ve ideolojik ortaklarla temas kurma stratejisinin bir parçası.
Açıkça hayranlık duyduğunu söylediği İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de bu isimler arasında yer alıyor.
Bardella, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile düzenlemelerin azaltılması ve göçün sınırlandırılması konularında “ortak noktalar” gördüğünü söylese de, öncelikle diğer milliyetçi partilerle ittifak aradığını açıkça belirtti.
Bu hafta Varşova’da, Polonya’da cumhurbaşkanlığını elinde bulunduran ve gelecek yıl yapılacak parlamento seçimleri öncesinde anketlerde ikinci sırada yer alan sağcı Hukuk ve Adalet Partisi yetkilileriyle görüşeceğini söyledi.
“Hedefimiz büyük düşünmek ve tasarladığımız yeni Avrupa mimarisini inşa etmektir.”
“Eğer birkaç ay içinde Fransız halkı bize güvenir ve Fransız Cumhuriyeti’nin yönetimini üstlenirsek, benzer görüşlere sahip Avrupa partileri ve hükümetleriyle bu ittifakı genişletebileceğimizi umuyorum.”
NATO Konusunda Daha Yumuşak Bir Çizgi
Avrupa’nın doğusundaki ülkeler, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Fransa aşırı sağının NATO ve savunma konularındaki tutumunu yakından takip ediyor.
Bardella, Marine Le Pen’in uzun yıllardır savunduğu, Fransa’nın NATO’nun entegre askerî komuta yapısından çekilmesi vaadini yumuşattı.
“Avrupa’nın kapısında savaş devam ettiği sürece bu entegre komutadan ayrılmak istemiyoruz.”
“Savaş zamanında anlaşmaların çerçevesi yeniden tanımlanmaz.”
Bardella, Romanya ve Baltık ülkeleri de dahil olmak üzere Fransa’nın doğu kanadındaki müttefiklerine yönelik güvenlik taahhütlerini yerine getireceğini söylese de, Ulusal Birlik hükümetinin öncelikle Fransız çıkarlarına odaklanacağını vurguladı.
Nükleer caydırıcılık konusunda ise Fransa’nın savaş sonrası lideri Charles de Gaulle’ün yaklaşımına atıfta bulundu.
“Charles de Gaulle haklı olarak Fransız ulusunun hayati çıkarlarının Fransa sınırlarında sona ermediğini hatırlatmıştı.”
Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’dan oluşan Benelüks bölgesine yönelik bir tehdidin de Fransa’nın çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirileceğini söyledi.
Putin’e Karşı Daha Sert Mesajlar
Cumhurbaşkanlığı hazırlıkları kapsamında Bardella, Le Pen döneminde partiyi tanımlayan bazı dış politika pozisyonlarını geri plana itmeye çalışıyor.
Partinin yıllar önce bir Rus bankasından aldığı tartışmalı kredinin müzakereleri sırasında henüz 19 yaşında olduğunu hatırlatan Bardella, özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinden sonra Kremlin’e yakın isimlerden uzak durmaya özen gösterdi.
“Putin’in Rusyası çok boyutlu bir tehdittir.”
Bardella, Moskova’yı “Fransız çıkarlarına ve Avrupa çıkarlarına yönelik doğrudan saldırılar gerçekleştirmekle” suçladı.

Le Pen’in Gölgesinde Bir Liderlik Mücadelesi
Son aylarda Bardella ile Marine Le Pen arasında hassas bir denge kurulmuş durumda.
Bardella bir yandan siyasi mentoruna bağlılığını vurgularken, diğer yandan olası bir cumhurbaşkanlığı adayının sahip olması gereken liderlik profilini oluşturmaya çalışıyor.
Brüksel’de düzenlenen bir basın toplantısında şunları söyledi:
“Eğer birkaç ay içinde Fransız halkı bize güvenirse, ilk ziyaretimizi Brüksel’e yapacağız; Marine ya da ben... ya da Marine ve ben... Avrupa Birliği’nin mevcut işleyiş sorunlarını gündeme getirmek için.”
Le Pen ise kendisine yönelik davanın siyasi saiklerle açıldığını savunmaya devam ediyor. Kamuoyu önünde Bardella’yı güçlü bir alternatif aday olarak desteklerken, onun yükselişinin kendisini siyaset sahnesinin dışına iteceği yönündeki spekülasyonları da bastırmaya çalışıyor.
Ancak zaman zaman dil sürçmeleri yaşadığı da oluyor.
Mart ayında yerel seçim kampanyası sırasında bir seçmenin genç Bardella lehine çekilmesi gerektiğini söylemesi üzerine şu yanıtı verdi:
“Dikkat edin, Macron da genç yaşta seçildi ve korkunç şeyler yaptı.”
Gençlik Avantaj mı, Dezavantaj mı?
Le Pen’e kıyasla Bardella’nın önemli avantajları bulunuyor.
Le Pen’in uzun siyasi geçmişi, seçmenin bir kısmı için hâlâ sorunlu olan soyadı, AB’den çıkış konusundaki politika değişiklikleri ve Rusya’ya yakın görüntüsü önemli yükler olarak görülüyor.
Bardella ise gençliği, medya becerisi ve daha yumuşak üslubuyla merkez seçmenlere daha kolay ulaşabiliyor.
Paris’in kuzeyindeki sosyal konutlarda büyüyen Bardella, çocukluğunu Torino kökenli kreş görevlisi annesi ile İtalyan göçmeni bir ailenin çocuğu olan ve içecek otomatı işi yapan babası arasında geçirdi.
Bununla birlikte eleştirmenleri, onun siyasi kariyerinin neredeyse tamamen Ulusal Birlik içinde geçtiğini ve yürütme deneyiminden yoksun olduğunu savunuyor.
Merkez çizgideki eski Başbakan Édouard Philippe’in yakın müttefiklerinden Avrupa Parlamentosu üyesi Nathalie Loiseau, ülkenin çalkantılı bir uluslararası ortamda yönetilebilmesi için “net inançlar, kanıtlanmış deneyim ve güvenilir bir karakter” gerektiğini söyledi ve Bardella’nın bu özelliklere sahip olmadığını ima etti.
Ancak yaşı ve deneyim eksikliği hakkındaki tartışmalar ne olursa olsun, iletişim konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğu konusunda çok az kişi itiraz ediyor.
TikTok videolarında, televizyon tartışmalarında ve medya röportajlarında sergilediği performans, bugün Avrupa siyasetinin en dikkat çekici yükselen figürlerinden biri olarak görülmesinin başlıca nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Politico