İran savaşı, Avrupa’nın talep ettiği ya da arzuladığı bir çatışma değildi.
ABD yönetimi bile müdahalenin gerekçesi konusunda tutarlı bir çerçeve sunabilmiş değil.
Gerekçeler rejim değişikliğinden nükleer silahların ortadan kaldırılmasına, füze tehdidinden “yaklaşan saldırıyı önleme”ye kadar değişti.
Ancak savaş şimdiden daha geniş bir bölgesel çatışmaya evrilme riski taşıyor ve bu durum Avrupa’nın jeopolitik ve ekonomik kırılganlıklarını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Enerji şoku riski
Avrupa için en acil risk yeni bir enerji fiyat şoku. İran’ın Körfez enerji arzını aksatmayı sürdürmesi halinde kıta ciddi şekilde etkilenebilir.
İran’ın Suudi Arabistan’daki Ras Tanura petrol tesisine ve Katar’daki LNG merkezine saldırılar düzenlediği, ayrıca Hürmüz Boğazı’nı fiilen gemi trafiğine kapattığı bildiriliyor.
Petrol fiyatları bu hafta %8 artarak varil başına 78 dolara yükseldi.
Avrupa gaz fiyatları da %50 arttı — her ne kadar 2022 zirvelerinin hâlâ altında olsa da.
Fiyat artışlarının kalıcı hale gelmesi, enflasyonu yeniden körükleyebilir ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırmasına yol açarak bu yıl beklenen büyüme toparlanmasını sekteye uğratabilir.
Ukrayna boyutu
Savaşın Ukrayna üzerindeki etkisi Avrupa başkentlerinde daha da ağır basıyor. Çatışma teorik olarak Rusya’yı bir müttefikten mahrum bırakabilir.
Ancak İran’ın Shahed insansız hava araçlarının artık Rusya’da üretilmesi nedeniyle bu kayıp Moskova için sınırlı olabilir.
Buna karşılık yükselen petrol fiyatları Rus kamu maliyesine rahatlama sağlayabilir. Rus ham petrolünün varil fiyatı 57 dolara yükseldi; bu rakam bütçe dengesine yaklaşan 59 dolarlık seviyeye oldukça yakın.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, uzun sürecek bir İran savaşının Batı’nın silah stoklarını — özellikle füze savunma sistemlerini — azaltarak Rusya’ya sahada avantaj sağlayabileceği uyarısında bulundu.
Transatlantik çatlaklar
Çatışma, transatlantik ittifaktaki görüş ayrılıklarını da derinleştiriyor. Avrupa içinde de bölünmeler artıyor. Ukrayna bağlamında “uluslararası kurallara dayalı düzenin dokunulmazlığı”nı savunan Avrupalılar, İran saldırısı karşısında uluslararası hukuka bağlılıklarını gevşetmeleri halinde çifte standart suçlamasıyla karşı karşıya kalabilir.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ABD-İsrail saldırısına verdiği destek ve uluslararası hukuka mesafeli yaklaşımı bu tartışmaları alevlendirdi.
Öte yandan Washington’a destek verilmemesi de ABD’nin güvenlik şemsiyesine bağımlı olan Avrupa için misilleme riskini barındırıyor. Spain’in yaşadığı diplomatik gerilim bunun örneği.
Avrupa’nın sınırlı manevra alanı
ABD ve İsrail’in İran’ın askerî kapasitesini zayıflatıp daha ılımlı bir yönetimin önünü açması Avrupa için jeopolitik ve ekonomik kazançlar doğurabilir.
Ancak İran’da daha sert bir yönetimin ortaya çıkması ya da iç savaş ihtimali de göz ardı edilmiyor.
Kısa vadede Avrupa’nın yapabileceği en gerçekçi şey umut etmek gibi görünüyor — çünkü elinde ciddi bir kaldıraç yok.
Ancak kriz, Avrupa’nın stratejik bağımlılıklarını azaltması gerektiğine dair yeni bir uyarı niteliğinde:
Fosil yakıt ithalatına daha az bağımlı, gerçek bir pan-Avrupa enerji piyasası oluşturmak
Savunma üretiminde tek pazarı derinleştirmek
ABD’ye bağımlı olunan uydu sistemleri ve hava nakliye kapasitesi gibi “stratejik kolaylaştırıcılara” alternatifler geliştirmek
Fransa’nın nükleer şemsiyesini Avrupalı ortaklara genişletmeyi tartışmaya açması önemli bir adım olarak görülüyor.
Ancak gerçek stratejik özerklik, ortak savunma ve enerji yatırımları için daha fazla ortak borçlanma olmadan zor görünüyor — ki bu özellikle Almanya’da hâlâ tartışmalı bir konu.
Eğer dünya gerçekten “güçlü olanın haklı olduğu” bir düzene evriliyorsa, Avrupa’nın da buna kurumsal ve ekonomik olarak uyum sağlaması gerekecek.
Aksi takdirde her yeni kriz, aynı zayıflıkları yeniden ortaya çıkaracaktır.
Euractiv