Piyasanın Değerlendirmesine İzin Vermeli Mi?
Alicia Garcia Herrero: "Avrupa, Çin'in yapay zekâ modellerini yasaklamamalı; ancak onları teşvik de etmemelidir."
Avrupa'nın Çin'in açık kaynaklı yapay zekâ modellerini benimsemesi yönündeki argüman, son aylarda belirginleşen iki gelişme nedeniyle hiç olmadığı kadar cazip hale geldi.
Bunlardan ilki Washington. Amerika Birleşik Devletleri, gelişmiş yapay zekâ üzerindeki kontrolünü giderek sıkılaştırdı; en gelişmiş sistemlerin eğitilmesinde kullanılan çiplere kısıtlamalar getirdi ve bu yaz kısa bir süre için kendi en güçlü yapay zekâ modellerinin satışını dahi durdurdu.
Bu durum, erişimin verildiği gibi geri de alınabileceğini açıkça hatırlattı.
İkincisi ise Çin'in yapay zekâ modellerinin, ABD'nin öncü modellerinin gerisinde kalmaktan çıkıp onlarla aynı seviyeye ulaşması oldu.
Nitekim Moonshot şirketi, Temmuz ayında Şanghay'da düzenlenen Dünya Yapay Zekâ Konferansı'nda (WAIC), şimdiye kadar geliştirilen en büyük serbest indirilebilir model olan Kimi K3'ü tanıttığında ve bağımsız testlerde bu model Amerikan sistemlerinin en iyileriyle aynı ligde gösterildiğinde, Nasdaq endeksi tek bir günde yüzde 1'den fazla değer kaybetti.
Bu iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde, Avrupalı politika yapıcıların güvenilmez bir ortak karşısında bir tür sigorta olarak Çin'in ücretsiz yapay zekâ modellerine yönelmeyi düşündükleri görülüyor.
Üstelik bu sigorta, Avrupa'nın yapay zekâ bağımlılığı nedeniyle ödeyebileceği faturayı da azaltma potansiyeli taşıyor.
Bu cazibenin tamamen mantıksız olduğu söylenemez. Kaliteli ve düşük maliyetli Çin modelleri, Avrupa'nın öngörülemez bir Washington'a olan bağımlılığını azaltabilir.
Kendi sunucularınızda çalıştırdığınız bir model, en azından dar anlamda, Kaliforniya'dan kiraladığınız bir modele göre daha egemen bir çözüm sunar.
Ancak hangi modellerin Avrupa'da kök salacağına piyasa güçlerinin karar vermesi en doğru yaklaşım olacaktır. Bununla birlikte, piyasanın karar vermesine izin vermek ile devletlerin bu kararı yönlendirmesi arasında önemli bir fark vardır.
Avrupa şirketleri bugün zaten bu modelleri indirip kendi sunucularında çalıştırmakta serbesttir ve pek çoğu bunu yapmaktadır.
Fakat Avrupa, ticari bir tercihi kamu kaynaklarını, devlet ihalelerini ve kendi "teknolojik egemenlik" söylemini Çin teknolojisine yönlendirerek resmî bir politikaya dönüştürmemelidir. Peki neden?
Euractiv'den Herrero'ya göre; İlk olarak, "ücretsiz" olmak bir iş stratejisidir ve iş stratejileri değişebilir. Çin'in açık modelleri dünyaya sunulmuş bir armağan değildir; bugün kullanıcı kazanıp yarın onlara hizmet satmayı amaçlayan ticari bir yöntemdir.
Bu modelleri geliştiren laboratuvarların çoğu ya hiç para kazanmamakta ya da çok az gelir elde etmektedir. Faaliyetlerini sürdürebilmeleri; hedge fonları, teknoloji devleri veya devlet bağlantılı yatırımcılar gibi sabırlı finansörlerin desteğine bağlıdır. Yani burada finanse edilen şey bir kamu yararı değil, pazar ele geçirme yarışıdır.
Bu hesap değiştiği anda ilk vazgeçilecek unsur açıklık olacaktır. Bunun örnekleri şimdiden görülmeye başlandı. Bir dönem modellerini ücretsiz sunmanın en güçlü savunucularından biri olan Alibaba, artık en güçlü modelini ücretli erişim arkasında tutuyor.
Gerçek risk, bugün indirilen modellerin ortadan kaybolması değildir; çünkü yayımlandıktan sonra indirilebilir olmaya devam ederler.
Asıl tehlike, güncellemelerin ve güvenlik yamalarının kesilmesi, böylece bu modeller üzerine sistem kuranların zamanla yaşlanan ve artık desteklenmeyen bir teknolojiyle baş başa kalmasıdır.
Herrero'ya göre İkinci olarak, Çin modellerine aşırı bağımlılık, iki yapay zekâ süper gücü arasındaki kopuş derinleştikçe Avrupa'nın aleyhine dönebilir.
Amerikalılar en gelişmiş sistemlerini kapalı tutarken, Çin kendi modellerini ücretsiz dağıtıyor ve Avrupa giderek daralan bu iki kutup arasındaki ince alanda kalıyor.
Washington, istediğinde erişimi kısıtlayabileceğini zaten gösterdi ve sıradaki hedefi Çin modelleri olabilir.
Bu modellerin büyük bölümünün, Amerikan yapay zekâ sistemlerinin ürettiği çıktılar kullanılarak eğitildiğine, yani "distilasyon" adı verilen yöntemden yararlanıldığına inanılıyor.
ABD, bunu engellemek amacıyla yaptırımları değerlendirmeye başladı. Böyle bir durumda Avrupa iki yönlü etkiyle karşılaşabilir.
Birincisi, Çin modelleri bugüne kadar kullandıkları düşük maliyetli gelişim yolunu kaybederek geride kalabilir. İkincisi ise, Amerikan teknolojisiyle bağlantılı olduğu düşünülen modeller üzerine ürün geliştiren Avrupalı şirketler, ABD yaptırımlarının hedefi haline gelebilir.
Sessizce yapılan ticari bir tercihten geri dönmek kolaydır; ancak kamu politikası haline getirilen büyük bir yatırım kararından geri dönüş çok daha zordur.
Üçüncü olarak, Çin modellerinin resmî olarak benimsenmesi Avrupa'nın kendi yapay zekâ girişimlerini boğabilir.
Fransa merkezli Mistral gibi egemen Avrupa modelleri bugün henüz dünyanın en ileri sistemleriyle aynı seviyede değildir. Ancak Avrupalı şirketler ve kamu kurumları bu modelleri satın almadıkça, eğitmedikçe ve geliştirmedikçe hiçbir zaman da o seviyeye ulaşamayacaklardır.
Brüksel, yeni teknoloji egemenliği ve çip stratejilerinden ortak kamu bilişim altyapılarına kadar birçok alanda bu hedef için ciddi mali kaynak ve siyasi sermaye ayırmış durumda. Bu planların tamamı, Avrupalı alıcıların Avrupa yapımı modelleri tercih edeceği varsayımına dayanıyor.
Eğer "egemen çözüm zaten Hangzhou'dan ücretsiz geliyor" mesajı verilirse, Avrupa'nın kendi yapay zekâ şirketleri hayatta kalabilmek için ihtiyaç duydukları talebi sessizce kaybedecektir.
Dördüncü olarak, iç işleyişini göremediğiniz bir teknolojiyi sağlıklı biçimde yönetemezsiniz.
Bu modeller yalnızca sınırlı anlamda "açıktır." Evet, indirilebilir ve çalıştırılabilirler; ancak hangi verilerle eğitildikleri ya da içerilerine hangi talimatların gömüldüğü dışarıdan incelenemez.
Bu durum tarafsız değildir. Bağımsız testler, Çin modellerinin siyasi açıdan hassas konulardan sessizce kaçındığını, Çin'i ilgilendiren meselelerde yanıtlarını belirli bir yönde şekillendirdiğini ve Çince ile İngilizce arasında farklı davranışlar sergilediğini ortaya koymuştur.
Oysa Avrupa'nın en büyük avantajı; teknolojiyi şeffaflık, gizlilik ve temel haklar gibi açık kurallar çerçevesinde yönetebilmesidir.
İç işleyişi bağımsız şekilde denetlenemeyen bir modeli kamu hizmetlerinin merkezine yerleştirmek, bu hedefle bağdaşmaz ve uyumluluk ile güvenlik gibi sorunların zamanla ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Herrero'ya göre, çözüm Çin'in yapay zekâ modellerini yasaklamak değildir; fakat onları teşvik etmek de olmamalıdır.
Maliyet, lisans koşulları ve verilerinin nerede tutulacağı gibi unsurları değerlendirerek Çin modellerini tercih etmek isteyen Avrupalı şirketler bunu özgürce yapabilmelidir. Ancak kamu politikalarıyla bu tercihe yönlendirilmemelidir.
Avrupalı politika yapıcıların görevi yabancı bir kazanan seçmek değildir. Asıl görevleri, piyasayı açık tutmak, riskleri dürüst biçimde fiyatlandırmak ve sınırlı siyasi sermayelerini Avrupa'nın kendi teknolojik kapasitesini güçlendirmek için kullanmaktır.
Herrero: "Çin'in yapay zekâ modellerini değerlendirecek olan piyasa olmalıdır. Brüksel ise terazinin kefesine başparmağını koymamalıdır."
Euractiv