Doç. Dr. Mustafa AYDEMİR, “İspanya ve Fas arasında yaşanan Ceuta krizinin arka planında sosyal medya araçları ve bağlı platformların göç eden insanların yaşam hikayelerindeki etkileşimsel gücünü" TGM için analiz etti. Keyifli okumalar…
Fas ile İspanya arasında sıkışmış küçük bir kıyı şeridi olan Ceuta, son beş yılda iki kez dünya gündemine aynı sahneyle girdi: dikenli tellerin üzerinden aşan, dalgalara giren, çocuklarını omuzlarında taşıyan on binlerce insan.
2021'de yaklaşık dokuz bin kişi birkaç gün içinde sınırı geçmişti. Temmuz 2026'da bu rakam kat kat büyüdü; uzmanlara göre 50-60 bin kişi birkaç günlük bir pencerede İspanyol toprağına ulaşmaya çalıştı.
Aradaki beş yılda değişen tek şey ölçek değil — değişen, krizin nasıl üretildiği. Klasik göç teorisinin itme-çekme çerçevesi hâlâ geçerli, ama artık üçüncü bir katman var: Algoritma.
Son 20 yıllık süreçte Avrupa ve ABD için en önemli güvenlik konularından bir tanesi savaş ve ekonomiye bağlı sınır ihlalleri ve göçler. Burada elbette toplumsal hareketler ve iç çatışmalar ile politik düzlemde iktidarın değişiminin de önemli bir etkisi olduğu açık.
Göç konusunda aklıma gelen iki kavram var. Bu kavramlar aynı zamanda faktör olarak ta tanımlanabiliyor. Çekme Faktör; Gelişmiş ülkelerin ve yaşanabilir coğrafyalara duyulan ulaşma çabası ve cazibe şeklinde etkileşim alanını temel alırken, itme faktörü genellikle negatif bir eylem alanını temsil etmektedir.
Ülkenin dışındaki alanlara zorunlu gerekçelerle gitme ve diasporada bilinmez bir geleceğe adım atma zorunluluğu ise itme faktörü olarak ifade edilmektedir.
Bu bağlamda bakıldığında her iki faktörün de odak noktası "Daha iyi bir yaşama sahip olma isteği" dir. Son yıllarda göç konusunda medyanın küreselleşmesiyle çekme ve itme faktörlerinin de etkisi artmaktadır.
Peki son Ceuta kriziyle Avrupa'nın "Türkiye, Ukrayna, Ön Asya ve Ortadoğu ile şekillenen göç dalgaları nasıl biçimlenmektedir? Bu faktörler yeni medya sisteminde nasıl temsil edilmektedir. AB'nin Shengen vizeleri ve sınır geçiş güvenliğine yönelik birlik içinde ortaya çıkan iç çatışmalar nereye doğru evrilecek?
Şimdi bunları Ceuta Krizi üzerinden bir analiz edelim.
İtme: Tanıdık Yoksunluklar
Ceuta'ya yönelen hareketin altında yatan itici güçler aslında yeni değil. Fas'ta özellikle gençler arasında uzun süredir devam eden işsizlik ve geleceksizlik hissi, krizin arka planındaki kalıcı zemini oluşturuyor.
Buna 2021'de olduğu gibi 2026'da da bir jeopolitik gerilim eşlik etti: iki ülke arasında Batı Sahra meselesi ve İspanya'nın Cezayir ile ilişkilerini normalleştirmesi gibi diplomatik sürtüşmelerin, Fas makamlarının sınır kontrolünü gevşetmesiyle çakıştığı yönünde gözlemler var.
Yani itme faktörü tek katmanlı değil: ekonomik umutsuzluk, siyasi hesaplaşmanın gölgesinde büyüyen bir güvenlik boşluğuyla birleşiyor.
Çekme: Artık Bir Söylenti Değil, Bir İçerik Ekosistemi
Asıl kırılma burada. Klasik göç anlatısında "çekme faktörü" ekonomik fırsat, aile birleşimi ya da güvenlik vaadidir — ağızdan ağıza, mektupla, telefonla yayılan yavaş bir bilgi akışı.
2026 Ceuta dalgasında bu mekanizma tanınmaz hale geldi. İspanyol medyasına göre göç dalgası büyük ölçüde WhatsApp, Instagram ve TikTok üzerinden organize edildi.
Bu platformlarda, kimileri sonradan silinen yüzlerce hesap, geçişi başarmış kişileri neredeyse kahraman gibi sunan içerikler paylaştı; hangi yüzme ekipmanının kullanılacağından telefonun suya karşı nasıl korunacağına kadar adım adım rehberlik eden videolar dolaşıma girdi.
Bunun ötesinde, çekme faktörünün en tehlikeli hali dezenformasyon oldu. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, insan kaçakçılarının sosyal medya üzerinden sınırların açıldığı yönünde söylenti yaydığını belirtti.
İspanyol Yüksek Mahkemesi'nin denizden kurtarılan göçmenlerin otomatik geri gönderilemeyeceğine dair kararı, kaçakçı ağları tarafından bilinçli biçimde çarpıtılarak "sınır artık tamamen açık" mesajına dönüştürüldü ve özellikle genç kullanıcılar arasında hızla yayıldı.
Ceuta'ya ulaşan pek çok kişi, yola çıkma kararlarını TikTok'ta izledikleri videoların şekillendirdiğini basına anlattı.
Algoritmanın Sınır Kapısı Haline Gelmesi
Burada klasik göç sosyolojisinin kavramları yetersiz kalıyor. Ravenstein'dan Lee'ye kadar itme-çekme modelleri, bilginin doğrusal ve nispeten güvenilir yayıldığı bir dünya için tasarlanmıştı.
Oysa sosyal medya algoritmaları duygusal yoğunluğu, çarpıcı görseli ve "başarı hikâyesi" formatını ödüllendiriyor — doğruluğu değil.
Bu nedenle, göç uzmanlarının artık sınır krizlerinin yalnızca diplomatik gerilimlerle değil, dijital platformlarda yayılan bilgi kirliliğiyle de şekillendiğini söylemesine yol açan bir tablonun ortaya çıktığı da açık.
Bir söylenti, birkaç saat içinde on binlerce kişiyi harekete geçirebilecek kadar hızlı yayılabiliyor; Hatta bu söylentinin gerçekliğe çarpması da bir o kadar hızlı oluyor.
Nitekim İspanya'ya ulaşanların önemli bir kısmı — resmi açıklamalara göre en az 48 bin kişi — sosyal medyadaki vaatlerin gerçek çıkmaması, barınma ve gıda ihtiyaçlarının karşılanamaması ve Avrupa ana karasına geçiş imkânının bulunmaması nedeniyle Fas'a geri döndü.
Peki Politika Neyi Hedef Almalı?
Bu tablo, göç politikalarının artık yalnızca sınır güvenliği ve ekonomik kalkınma ekseninde değil, dijital bilgi ekosistemi ekseninde de düşünülmesi gerektiğini gösteriyor.
İki ülke arasındaki klasik diplomatik krizler — sınır kontrolünün gevşetilmesi, geri kabul anlaşmazlıkları — hâlâ belirleyici olmaya devam ediyor.
Artık bu gerilimlerin üzerine, kaçakçı ağlarının kasıtlı olarak beslediği ve platformların algoritmik tasarımının hızlandırdığı bir dezenformasyon katmanı biniyor.
Bunun anlamı şu: AB ve Fas arasında imzalanan geri kabul protokolleri veya sınır güvenliği yatırımları tek başına yeterli olmayacak.
Aynı ciddiyetle, platformların bu tür "geçiş rehberi" içeriklerini nasıl tespit edip kaldıracağı, kaçakçı ağlarının hesap açma-kapama döngüsünü nasıl kıracağı ve genç kullanıcılara yönelik gerçekçi bilgilendirme kampanyalarının nasıl tasarlanacağı da politika gündeminin merkezine oturmalı.
Aksi hâlde her diplomatik gerilim anında, ekranın öbür ucundaki umut tacirleri yeni bir dalga başlatmaya hazır bekleyecek.
Doç.Dr. Mustafa AYDEMİR