Kent Markalama konusunda önemli araştırmaları olan Prof.Dr. Cem GÜZELOĞLU, İzmir'in Turizm bölgesinde yeni bir vizyon oluşturulması konusunda görüşlerini TGM için kaleme aldı.
İzmir’in batıya uzanan nefesi Yarımada; Çeşme’den Urla’ya, Karaburun’dan Seferihisar ve Güzelbahçe’ye kadar sadece bir coğrafi alanı değil, Türkiye’nin en güçlü mekânsal potansiyellerinden birini temsil ediyor.
Bugün bu benzersiz hattı konuşurken, meseleyi sadece turizm istatistiklerine veya mevsimlik ziyaretçi sayılarına indirgemek, bu topraklara yapılacak en büyük haksızlıktır.
Bir iletişim ve tasarım akademisyeni olarak baktığımda gördüğüm şey; Yarımada’nın bir "tanıtım" faaliyetinden ziyade, bütüncül bir "anlam inşasına" ihtiyaç duyduğudur.
Kent markalama, çoğu zaman sığ bir yaklaşımla sadece logo ve slogan üretimi sanılıyor. Oysa gerçek markalama, bir yerin ekonomik, kültürel ve sosyal genetiğinin, oranın ruhuyla uyumlu bir anlatıya dönüştürülmesidir.
Yarımada’nın geleceği, "varlık temelli kalkınma" dediğimiz, yani dışarıdan model ithal etmek yerine kendi öz değerlerini parlatma stratejisiyle şekillenmelidir.
İzmir Kalkınma Ajansı’nın vizyon raporlarında da altı çizildiği üzere; bölgenin korunmuş doğası, İyon kentlerinden süzülüp gelen kültürel mirası ve yerel üretim pratikleri, sadece korunması gereken değerler değil, yeni nesil bir kalkınmanın ana motorlarıdır.
Bu noktada Projesinde önemli katkılar sağladığım ve önemli bir bilimsel çalışma vizyonunu temsil eden güzel bir örnek var.
Seferihisar’ın öncülüğünü yaptığı Cittaslow (Sakin Şehir) modelini, sadece bir yerel yönetim etiketi olarak değil, bölgesel bir gelişim felsefesi olarak okumalıyız.
Hızın ve kontrolsüz tüketimin dünyayı yorduğu bu çağda Yarımada; yerel üreticinin desteklendiği, mimari estetiğin doğayla yarıştığı değil ona eklemlendiği, insan ölçeğinde bir yaşam vaat ediyor.
Bu vaat, geleceğin belediyecilik vizyonunun da temelini oluşturmalıdır. Artık sadece "yol yapan" değil, "yaşam tasarlayan"; sadece "altyapı kuran" değil, "deneyim üreten" bir yönetim anlayışına ihtiyaç var.
Yarımada’nın hikâyesi henüz tamamlanmadı. Bu hikâyeyi, tasarımın disiplinlerarası gücüyle, katılımcı bir yönetişimle ve en önemlisi yerel halkın bu büyük vizyona ortak edilmesiyle tamamlayabiliriz.
Yarımada’yı sadece bir "turizm destinasyonu" olarak değil; tasarım odaklı, sürdürülebilir ve estetik bir "yaşam alanı" olarak yeniden hayal etmek zorundayız.
Çünkü biliyoruz ki, güçlü kentler sadece binalarla değil, sundukları özgün hikâyelerle ve sakinlerine hissettirdikleri yaşam kalitesiyle dünya sahnesine çıkar.
Yarımada, kanımca bu sahnenin en parlak aktörü olmaya hazırdır.
Prof.Dr.Cem GÜZELOĞLU
Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi