Koçali AL; "Turizm, İş Dünyası, STK ve Terörsüz Türkiye" süreçlerini TGM için yorumladı.
Sıfırdan başlayarak iş dünyasında önemli bir konuma ulaşan Koçali AL; sanayi, turizm ve sivil toplum alanlarındaki çok yönlü çalışmalarıyla dikkat çekiyor.
Duayen İş İnsanı, İzmir merkezli iş hayatını Anadolu Birliği çatısı altında toplumsal sorumluluk vizyonuyla birleştiriyor. Aynı zamanda Ege Urfalılar Federasyonu Onursal Başkanı kimliğiyle de kentin tüm aktörlerini başarıyla bir araya getiriyor.
Duayen İş insanı Koçali AL, Türkiye’nin yeni güvenlik paradigması, “terörsüz Türkiye” hedefi ve bölgesel gelişmeler ışığında TGM için özel değerlendirmelerde bulundu.
AL, İzmir’in ekonomik ve turizm potansiyeline dair de kapsamlı bir perspektif sundu. Keyifli okumalar.
Koçali Bey, Sıfırdan başlayarak iş dünyasında önemli bir konuma gelene kadar geçen yolculuğunuzda sizi en çok şekillendiren kırılma noktaları neler oldu?
- Bir insan için kırılma noktasında ziyade ileriye bakabilmek önemli. Hep ileriye bakacak. İleriye baktığın zaman da kendini düşünmeyeceksin. Ülkeyi, insanları ve üretimi düşüneceksin. Üretimi yaparsan, insana faydalı olursun. Bazı insanlar üretimi sadece kendisi için yapar. Ben üretimi ülkem için yaptım. Daha çok insan istihdam edeyim ve üretim yapayım diye mücadele ettim. Üretim olursa ülkede birlik beraberlik te olur.
Bugün ulaştığınız noktada, girişimcilik serüveninizin temelinde yatan kişisel yaşam felsefenizi nasıl tanımlarsınız?
- Bizim girişimcilik felsefemiz zoru başarmak ve ileriyi görebilmek. Kendinle ilgili düşünürsen çok güzel bir villa alırsın, çok güzel bir aracın olur, çok güzel evlatlar yetiştirirsin ama toplumsal yanınız yoksa o paranın ve kazanmanın asla önemi yoktur. Ben parayı kazanırken, %1’ini kendime %99’unu ise ülkeme ve insanlarımıza yatırdım. Çok ciddi paralar kazandım bu ülkede.
- Bunu yaparken de İzmir’de çok önemli projeler geliştirdim. Kimsenin bilmediği yatırımları yaptım. Mesela Dünyada ilk kez kendi paramla “Nakliye Borsasını” kurdum. O parayla başka bir yatırımda bin daire gelirdi. Ben ise bu yatırımımı İzmir’e hibe ettim. İşte lojistik köy, İzmir’ gelen nakliye ambarlarının Bornova Işıkkent’e taşınması kent belleğine önemli katkı sağladı.
-Nakliye borsasını kullanırken çevre yolları belli değildi. Otobanlar belli değildi. Ankara’ya gittim. Otobanlar ve çevre yolları nereden geçiyor, İzmirliyi nasıl rahatsız etmeyiz. Bu sebeple Işıkkent’i tercih ettik. Çünkü her gün Anadolu’dan 5000 adet kamyon geliyor.
- O, 5000 kamyonun kent içine girdiğini düşünün! Kent bir havuz ise çok karmaşık bir hale gelirdi. 5000 kamyon şehrin içine girmeden otoban ve çevre yolları üzerinden üstelik kenti kirletmeden dışarı çıkıyorlar. Ancak maalesef yerel yöneyimler bu konuda doğru planlama yapamıyorlar. Tüm süreçler aslında halk hareketidir. Halkı bilinçlendirirseniz nasıl çözümler olabileceğini görerek daha iyi şekillendirirsiniz.
- Yani bu hareketleri ekonomiyle, ticaretle insan sevgisiyle de birleştirirseniz; AR-GE, inovasyon ve yatırımları da buna göre yaparsınız. Sadece para kazanayım ve yaz geliyor tatil yapalım diye düşünülürse anlamı olmaz. Onlar da yapılmalı ama yapılan yatırımların insana nasıl faydalı olabileceğini hesaplamak lazım. Ben bir taşralı olarak bu hesabı yapabildim. Çıplak bir ayakla geldim İzmir’e. Ben hem kendime hem de yaşadığım kente yatırım yaptım.
“Sivil toplum artık sadece destek değil, yön veren bir aktör”
İş dünyasında başarıyı belirleyen en kritik unsur sizce nedir: vizyon, disiplin, risk alma kültürü yoksa insan yönetimi mi?
- Tüm bu unsurlar kadar ruh yapısı da önemli. Vizyon iyi olabilir ama ülkeme ve çevreme yararlı olamıyorsam anlamlı olmaz. Vizyonum isterse beş yıldızlı olsun. O yüzden öncelikli olarak “vizyon” insan odaklı olmalı ve süreklilik arz etmesi lazım. Süreklilik, üretimle birleşirse dünya ile entegre edilirse başarı sağlanabilir. Şimdi şu anda bizim ticari politikamız orta Avrupa’ya yönelik durumda.
- Ancak AR-GE’miz yok, demokrasimiz noksan, adaletimiz de öyle. Avrupa Birliği’nin, kendi yasaları, Kopenhag, Maastricht gibi kriterleri var. Ortadoğu ve Arap dünyasında ise bir jilet ya da bir uçak üretilebiliyor mu? Bir helikopter yapıla biliniyor mu? Bu coğrafyada maalesef dünyevi bir bakış açısı ve üretim psikolojisinin zayıf olması iş vizyonunu derinden etkilemeye devam ediyor.
Koçali Bey, Memleket ve aidiyet kavramı sizin için ne ifade ediyor? İzmir ve Şanlıurfa arasında kurduğunuz bağ hayatınıza ve iş anlayışınıza nasıl yansıyor?
- Ben iş yaşantısı ve diğer konularda ilk olarak şöyle düşünüyorum. Ben ilke olarak hem doğduğum kente hem de doyduğum kente önem veriyorum. Ben buradan kazanıp sadece doğduğum kente yatırım yaparsam bu şehre haksızlık etmiş hatta ihanet etmiş olurum. Burada denge önemli eşdeğerde yapmak lazım. İnsanların birbirini tanıması lazım.
- Yıllarca bu kente göç ile gelen insanlara bölücü ya da ayrıştırıcı gözüyle baktılar. Halbuki biz Ay yıldızlı bayrağın altında yaşıyoruz. Birinin dili diğerinin dini farklı olabilir. Evrensel düşünmek lazım. Evrensel düşündüğün zaman üretimi de ona göre yaparsın. Sadece helal- haram konusuna indirgemeden insanın yüreğiyle emeğiyle de görebilmeli. Ben Urfa’da doğdum ama burada yaşıyorum.
-Burada da Balkan göçmeleri, Karadenizliler var. Yurtdışından gelenler var. Bizim şehrin tüm aktörleriyle entegrasyon kurmamız gerekir. Herkesi bu potanın içinde eritmemiz lazım. İzmir’e dışardan gelip iki yılda kendini İzmirli olarak tanımlayan insanlar var. Bunun olmasını sağlayanlar bizleriz.
-Bizim gibi aydınlardır. Yoksa burada bir anayasa yok. Burada birçok sivil toplum kuruluşu ve dernekler kurarak gönüllülük esasıyla sağladık. Mesela bizim bu derneğimiz 58 yıldır var. İnsanlarla nasıl otururuz? İnsanlarla kardeşlik bağını nasıl kurarız diye mücadele ettik.
Anadolu Birliği gibi bir sivil toplum kuruluşunun başında olmak size nasıl bir sorumluluk yüklüyor? Bu yapının temel misyonunu nasıl tanımlarsınız?
-Anadolu Birliği’nin temellerini ben attım. Birkaç aydın arkadaşımla Anadolu Birliği’ni kurduğumuz zaman İzmir’de herkes ayaklandı. Bazıları maalesef bazı siyasetçiler dediler ki bölücüler dernek kurmuş. Bugünkü terörsüz Türkiye süreci 26 yıl önce bu dernekle başladı. Bugün bir bakıma meyvelerini topluyoruz.
-Biz, özellikle Güneydoğu’dan gelen kardeşlerimizin ilk aşamada ayak uyduramadığı noktada eğitim destekleri sağlayıp ciddi yatırımlar yaptık. Bugün için milyon dolarlık yatırımlar yaptık. Bu sayede birçok kişi şehirle bütünleşti. Şunu da belirtmek gerekiyor. Örneğin Diyarbakır’ın, Hakkari’nin içini ve merkezini görmeden İzmir’e geldi. Büyük şehre gelen insanlar bunalımlar yaşadı. Biz bu insanları ülkeye nasıl kazandırırız diye bu konuda çalışmalarını yaptık. Biz, 26 yıldır halen çalışıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’ya gittik.
Sayın Devlet BAHÇELİ, “Sizi Kutluyorum. Siz bunu 26 yıl önce görmüşsünüz” dedi. Birileri Kürt, birileri başka bir şey diyerek çeşitli söylemlerde bulunmuş. 2,2 Trilyon liralık bir ekonomiyi dağlarda harcadık. Bu parayı hazinemizde tutabilseydik, ülke ekonomimiz 10. Sırada olacaktı. Devlet aklıyla hareket edilmiş ve tüm yurttaşlarımızı kazanalım demişler. 17 aydır daha iyi ve güvenli süreç yaşıyoruz. Günden güne hazinedeki paramız her geçen gün yükseliyor.
Sivil toplumun Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yapısındaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Sivil toplumun rolü çok önemlidir. Öncelikle sivil toplum bağımsız olmalıdır. Hür düşünmelidir. Kimseye bağlanmamalıdır. Menfaat temelinde ticari çıkar düşüncesinde olmamalıdır. Sivil toplum insan odaklı olmalıdır. İnsana nasıl katkı sağlarım? insanı nasıl eğitirim? diye düşünmelidir. Şimdi bakıyorum bazıları partileri dolaşıyor oyumuz size diyorlar. İnsanların oyu bireyseldir, insanları yönlendiremezsiniz.
-Önemli olan insanı iyi konuda yönlendirebilmektir. Bunu STK yapabilir. Mesela burada doğan bir Urfalı çocuğa 11 Nisan kurtuluş gününü nasıl anlatırsın. İşte onun yolu sivil topumdan geçiyor.
Koçali Bey, Genç girişimcilere baktığınızda Türkiye’nin potansiyelini nasıl görüyorsunuz? En büyük fırsatlar ve riskler neler?
-Maalesef sıfır. Gençler için hiçbir şey yapılmıyor gençler kullanılıyor. Sadece oy alabilmek için düşünülüyor. Yatırımcı yapmak istenmiyor. Genç girişimciler için yeni şeyler yaratılmalı. Gençlere imkanlar yaratmalı, ülkeyi fırsatlar ülkesine dönüştürmeliyiz. Sadece gençleri seviyoruz demek anlamlı değildir. Biz burada gençlik kurullarını topluyoruz.
-Müzik, şiir ve folklar etkinlikleri yapıyoruz. Diyoruz ki bütün insanlar kardeştir. Ülkenin birliği beraberliği, Ay yıldızlı bayrağa çıkmalıyız. Etrafımızda ateş çemberi var diyoruz. Dış güçlerin gözü Türkiye’de. Biz Yahudiliğe ya da başka bir şeye karşı değiliz. Siyonizm ve emperyalizme karşıyız.
İzmir’de duayen bir iş insanı ve STK yöneticisi olarak, farklı siyasi partilerle ilişkilerinizde ‘pozitif ve dengeleyici bir aktör’ olarak kabul edilmenizin temel dinamikleri nelerdir?
-İnsan… İnsana dokunacaksın. Başka bir faktör yok. İnsanın iyi gününde kötü gününde, düğününde ya da taziyesinde, bayramında ve seyranında yanında olursan kendine iyi bir çevre siyasi güç te hazırlayabilirsin.
“Terörsüz Türkiye, bölgesel istikrarın anahtarı olabilir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin gündeme getirdiği ‘terörsüz Türkiye’ hedefini küresel siyaset ve güvenlik dengeleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Orta Doğu’daki çatışmalarla birlikte düşündüğümüzde, Türkiye’nin bölgesel konumunu nasıl okumalıyız?
-Çok beğeniyorum. Yasanın çıkması biraz gecikti biraz geç kalmış bir adım oldu. Ancak çok olumlu görüyorum.
Terörsüz Türkiye hedefi etrafında şekillenen süreci genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaklaşımın Türkiye’nin iç istikrarı ve toplumsal bütünleşmesi açısından anlamı nedir?
-Çok önemli… Şöyle söyleyeyim… ABD, İran ve İsrail arasında yaşanan savaşta eğer biz kendi iç meselemizi çözmeseydik, dış hareketler ülke içinde huzursuzluk çıkarabilirdi. Terörsüz Türkiye hareketi, dış güçlerin ülke içinde silahlandırma ve çatışma çabalarını bitirdi. Bunu biz daha önce görmüştük. Örnek mi söyleyeyim. Rojava’da, örnek mi vereyim! İran’da PJAK’a silah verelim dediler. Artık biz akıllandık dediler. Siz bizi kullanıyorsunuz dediler.
İzmir özelinde baktığınızda, bu sürece şehir nasıl bir perspektiften bakıyor? 50 yıllık bir kent deneyiminiz ve sivil toplum yöneticiliği tecrübenizle İzmir’in genel fotoğrafını nasıl değerlendirirsiniz?
-İzmir, batık bir tüccara dönüş. Sahibi belli değil. Planlaması yok… üretimi yok... Dünya ile entegrasyonu zayıf. Turizmde ise Türkiye’nin en ilkel ve geri kenti. Halbuki İZMİR, Turizmin başkentiydi.
-Ne yapmışız? Bu yerel yönetimlerin yüzünden geri kalmışız. Vizyonumuz yok. Neden Antalya bizim önümüze geçmiş? Mağaralar kendi Urfa bizim ilerimizde. Şanlıurfa’nın ziyaretçisi 6 milyon civarında bizim ise bazı verilere göre 1,2 milyon civarında. Bunun sebebi içinde yaşayan yurttaşlar değil yöneticilerin suçu.
Turizm ve otelcilik alanındaki yatırımlarınızı “Alion Otel” markasıyla bütünleştirdiniz. İzmir’in turizm potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Maalesef sıfır. Hiç kimse demiyor ki ne güzel otel açtınız. Bize hep engel çıkartıyorlar. Dikkat ederseniz bazıları perşembe günü olunca Çeşme’ye gitme konusunda yarış halinde. Paralarını kazanmışlar ve mülk sahipleri. Orada keyifleri yerinde ancak İzmir’deki halkı düşünmüyorlar. Ben 1-2 gün giderim ancak daha çok bu şehir için neler yapabilirim.?
-Nasıl istihdam sağlarım? Dünya’da ne gibi gelişmeler var? Onu kente nasıl uyarlarım? Turizm, Tarım, Ticaret gibi konularda gençlere nasıl istihdam sağlarım diye düşünmek gerekiyor. Ancak en basiti yollarımızı yapmıyorlar… Bu kente turist gelir mi?
Kentin uluslararası rekabet gücü, marka değeri ve yatırım cazibesi açısından nasıl bir vizyon ortaya konulmalı?
-Marka değeri açısından bir iki uluslararası firma haricinde marka değerinden söz etmek zor. Şu an bankalar sadece kredi vermeyi düşünüyor. “Turizm organik tarım için çalışalım. Hayvancılık yapalım onu geliştirelim”. Diyen biri var mı yok. Herkes kredi kartı peşinde ve bu kart için çalışmaya devam ediliyor.
Koçali Bey, Son olarak hem iş dünyasına hem de topluma katkı sunmak isteyen yeni nesillere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
-Ticaret cesaretle başlar, risk taşımayla başlar. Asla korkmayın. Biz taşradan ayağımızda hiçbir şey olmadan yaptık. Yaparken de hem ülkemizi düşünmüşüz hem de geldiğimiz toprakları düşünmüşüz.
Ben hep risk aldım. İzmir’in en büyük tarım üreticisiyim. Hayvancılıkta risk aldım.
Niye? Mustafa Kemal ATATÜRK, “Köylü milletin efendisidir” demiş. Ben onun yolunda gittim. Tarımı olmayan bir ülke düşünülemez.
Onun için herkes bir yerlere yatırım yapmalı. Bilhassa tarıma yapmalı. Tarım çok önemli. Türkiye’nin geleceği…
Röportaj : Doç.Dr. Mustafa AYDEMİR